3 Ocak 2013 Perşembe

2012'de Neler Okunmuş 2



Devam ediyoruz...


İlgili Başlıklar;
2012'de Neler Okunmuş 1
2012'de Neler Okunmuş 3
2012'de Neler Okunmuş 4


15) Fyodor Mihayloviç Dostoyevski - Suç ve Ceza: Zamanında çok daha farklı bir versiyonunu karıştırmışlığım vardı. Okumaya başladım, baktım ki çok dökük bir dil var, okuduğumdan bir şey anlayamıyorum. Sordum soruşturdum ve o çevirinin kötü olduğunu söylediler. Tabi bıraktım ve bir daha da nasip olmadı okumak o zamandan beri.
Yıllar sonra, ki ortaokuldaydım o zamanlar, Mazlum Beyhan'ın çok süper (evet :) ) çevirisiyle okudum. Kitaba dair ne denir bilemiyorum. Okuyan varsa da tam metinden bir daha okumalılar diyeyim sadece. 703 sayfalık Mazlum Beyhan çevirisi tavsiye edilir.
Suç ve Ceza, Dostoyevski'nin ilk büyük romanı. Büyük roman olmayı sonuna kadar hak ediyor. Kendi hayatını diğer yazarlardan çok daha yaratıcı şekilde kurgularına aktaran Dostoyevski, bu kitabında da kullanmış bunu. Ceza denen illetin, insanlık muhayyilesinin anlayabileceği tüm yaklaşımlarına nokta koyuyor. Özel yaşamındaki çektiği cezadan sonra yazması çok etkili gibi...

19) Orhan Pamuk - Kar: Orhan Pamuk'un nasıl bir yazar olduğunu tek kitapla bilmek, bildiğine inanmak oldukça havada kalası tespitler doğurur sanırım ama sadece Kar bile ne kadar büyük bir yazar olduğunun ilk emarelerini fazlasıyla belli ediyor. Türkiye gibi siyasi yönden çok farklı kanallara sahip ülkelerin insanlarını böyle bir hikayede toplayabilmek, bu hikayeyi uzun bir yazımla hiç konsantre bozulması yaşamadan okuyucuya aktarabilmek... çok büyüleyici şeyler bunlar.
Orhan Pamuk gerçekten değeri bilinmeyen biri. Kitabın çıkış tarihi Ocak 2002. Yani tam 11 yıl geçmiş durumda üzerinden ama ancak 180 bin adet satmış Kar. Best Seller muhabbeti değil bu. Ama nereye varacak ki muhabbet...
Hafif bir Türkiye sosyolojisi, siyasası, hatta (yakın) tarihi üzerine kafa patlatmışsanız bu kitap tam bir kaymak. Okumamak zulüm olur bu tür bir bünyeye.

20) Andre Gide - Dar Kapı: Andre Gide de yaşamıyla doğru orantılı kurgular üreten amcalardan. Bu sınıf yazımlar genelde iki tür oluyor. İlki çok kapalı bir anlatıma kurban gidenler, ikincisi ise olabildiğince empatik olanlar. Tahmin edileceği üzere empatik sınıfa girenler büyük yazarların eserleri oluyor genellikle. Ama Andre Gide'de şöyle bir durum var. Sanki bu romanında ikisini birbirine güzelce harmanlamış. Ve her iki tat birleşip çok hoş başka bir tada dönüşmüş.
Çok leziz demek belki birçok okuyan açısından havada kalacak bir değerlendirme olacaktır ama serde hafif bir melankoli varsa mana oturacaktır sanıyorum. Dar Kapı bir çok melankolik için eşik hüviyetinde. Belki okumamak daha bile iyi olabilir :)

23) Halil Cibran - Ermişin Bahçesi: Halil Cibran'ın The Prophet'inin devamı Ermişin Bahçesi. Ermiş'ten ziyade konuşulması çok da gerekli değil. Ama Ermiş okunmuşsa okunmaması olmaz. Ermiş'e yapılan tüm övgüler birkaç tık yumuşatılarak Ermişin Bahçesi'ne de yapılabilir.

24) Mustafa Kutlu - Ya Tahammül Ya Sefer: Aslında bu kitap çok başka benim için. Ama burada bir daha değinmek istemiyorum. Çok yavan bir şey beklerken, çok çok etkiledi bittiğinde. Her okuyan için aynı sonucu doğurmayacaktır, doğurmamalıdır ama okunsun ister gönül.
Şöyle bir şey yazmıştım zamanında; Ya Tahammül Ya Sefer | "Ah"lara Dair...

25) Elif Şafak - Mahrem: Elif Şafak benim için (en ideal manada) genel olumsuz algıyla açıklanabilirdi Aşk'tan önce. Aşk ile kurgu becerisini algılar iklime dahil oldum. Ve bir çok ön yargım kayboldu kendilerine karşı. Ama Aşk büyük bir yazar tanımlamalarına yol açmak için oldukça yetersiz bir kitap. Kaldı ki Aşk içeriği itibariyle sempatiden çok antipati oluşturdu Elif Şafak'a karşı benim için.
Lakin Mahrem çok başka bir kitap. Aşk ile en kolayından su yüzüne çıkan sevimsizliği Mahrem'de tam zıtlıyla yer değiştiriyor. Tema hakimiyetinin tüm roman boyunca sürmesi hiçbir gözden kaçmaz sanırım. Değişen mekanlar-zamanlar için en mühim nokta olan tasvirdeki süreklilik de dikkat çekici.
Ben çok sevdim Mahrem'i. Bilmiyorum daha çok seveceğim bir Elif Şafak romanı okur muyum, ama sanmıyorum. Daha güzel olsa bile Mahrem'in yerini tutamazlar büyük ihtimalle.

26) Murat Menteş - Dublörün Dilemması: Üslup farkı illa fark ediliyor yazarın. Ama sinema ile çok yakından ilişki içinde bulunan okuyucular için çok tanıdık bir roman Dublörün Dilemması. Şaşırtıcılığı çok darbe alıyor bu açıdan. Ve sevenleri arasında normaldekinden daha derin bir zıtlık oluşuyor.
Okuması çok zevkli, zeki bir yazarın güzel bir harmanlama zanaatı derim Dublörün Dilemması'na en fazla. Dahası için benim yetkinliğim az kalıyor olabilir :)
Ama o kadar eğlenceli ki, yazarın ne kadar kitabı varsa okumak için fazlasıyla teşvik ediyor okuyucuyu. Farklı bir kitap hasılı, okunası :)

27) Mustafa Armağan - Kızıl Pençe: Kurtuluş mücadelemizin en kritik iki üç insanını saysak, aralarında Kazım Karabekir illa olur. Olmalıdır. Onsuz bir Kurtuluş Savaşı anlatımı olsa olsa resmi tarihin ürünüdür. Ki Kazım Karabekir'in anılarında bunu fazlasıyla gördük zamanında.
Tam metin olarak çıkan basımlarını zamanında çok karıştırmıştım ama bu şekilde bir çalışma da yararcılığı açısından güzel. En azından insana yeniden hemhal olma şansı tanıyor ve çok daha önemli bir yanı şu ki, tarih konusu son zamanlarda birkaç yazarla birlikte yeniden popülerleşiyor. Sanırım Mustafa Armağan da bu sebeple hiçbir orijinalliği olmayan bu derlemeyi yapmış. İyi yapmış. Keşke benzeri çalışmaların sayısı artsa, artsa ve artsa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz blog sahibinin onayından sonra yayınlanacaktır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...