8 Ocak 2013 Salı

2012'de Neler Okunmuş 3



Devam ediyoruz...

İlgili başlıklar;
2012'de Neler Okunmuş 1
2012'de Neler Okunmuş 2
2012'de Neler Okunmuş 4


30) Friedrich Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt: Fikir uzantılarının ulaştığı tehlikeli noktalara rağmen çok tuttuğum filozoflardan biridir Friedrich Nietzsche. Felsefesinin temelini oluşturması açısından da çok mühim bir eserdir Böyle Buyurdu Zerdüşt. Kendisine göre 'yazılmış en derin eser'dir. Katılmak mümkün bu söyleme. Tabii katılmaktaki espri, tam anlamdaşlık barındırmıyor. Ama Nietzsche'ye dair en azından temel bir bilgi yapısına sahipseniz, kitaptan alacaklarınız bu söyleme muhalefetinizi kıran şeylerle voltranı oluşturuyor. Ve ortaya kitaptan zoraki bir haz alma eylemi zuhur etmiş oluyor.
Aslında Böyle Buyurdu Zerdüşt bir roman değil. En azından klasik bir roman değil. Felsefi yapısı, söylevsel üslubu, yol temasına vurgun eylemselliği... bunlar hep beraber farklı bir alana taşıyor kitabı.
Eleştiride elbette bulunabilir ama bulunulmaması daha olası. Eleştiri için günlük olaylara bağlı kalmak işi kolaylaştırabilir. Zira Nietzsche'nin de dediği gibi zamanının ağzı değildir bu kitap. Bazı zamanlarda bulunan ağızlar o zamanın kulaklarıyla aynı frekansta buluşamazlar. Kitabın nokta değerlendirmesi budur nazarımda :)
Son olarak da Say Yayınları'ndan çıkan Murat Batmankaya çevirisi tavsiye edilir.

31) Bülent Keneş - İran: Tehdit mi, Fırsat mı?: Türkiye'de bir sorun var. Akademik çalışma azlığından herkes dem vurur ama ne hikmetse buna karşı elden bir şey gelmez. Normaldir. Sızlanmaların getirdiği en belirgin sonuçlardan biri eylemsizliktir.
Kitap, bir uluslararası inceleme. Daha özelde ise İran analizi. İlgilendiğim kadarıyla İran üzerine yapılmış akademik araştırma sayısının çok az bile denemeyecek sayıda olduğu yönünde. Eli yüzü düzgün olanlar ise haliyle daha az. İran: Tehdit mi, Fırsat mı?'nın en mühim noktası da bu. Bugüne kadar bu konu özelinde yapılmış en kapsamlı analizlerden biri. Umarım sayıları artar. İran gibi bir komşusu olup da bu kadar kör bakmak çok garip bir mevzu.

33) A. Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka: Deneme farklı bir tür. Güzel yazan varsa kaçırmamalı. Ve de çok yaratıcılık sunuyor yazara. Bu imkanı değerlendirenlerden biri de Ali Ural.
Kitap mektup ve deneme tarzını birleştirerek okuyucuya, daha doğrusu 'Dost'a, ulaşıyor. Okuyucuya yazılmış denemeler, okunurken daha farklı bir tahayyül sunuyor haliyle. Ve kitapla kurulması beklenen o rabıta, bu kitapta çok yoğun yaşanıyor.
Ali Ural'ı pembe bir yazar olarak algılagelmişimdir her daim. Hatta en pembelerden. Polyanna'nın Türkiye şubesi açılmış da habersiz habersiz icraata başlamış gibi yazıyor Ali Ural. Yakışıyor, insana umut aşılıyor, rahatlatıyor...

34) Nazan Bekiroğlu - Yusuf İle Züleyha: Hz. Yusuf (as) kıssası herkesin malumu! Her ne kadar bir aşk kıssası diye bilinse de hakiki bir Hakk kıssasıdır. Nazan Bekiroğlu'ndan biraz da buraya vurgu yapmasını bekliyordum o naif kalemiyle. Evet, biraz dokunmuş ama beklediğim kadar değildi bu vurgu. Lakin diğer tüm beklentilere fazlasıyla karşılık verdi.
Bu kıssa için en biçilmiş kaftan sanırım Nazan Bekiroğlu'dur. En azından bu sebeple de olsa bir de böyle okumalı bu kıssayı.

38) Amin Maalouf - Arapların Gözünden Haçlı Seferleri: Tarih yazımı eski saygınlığından oldukça uzak. Vakayinameciler kendileriyle beraber eski çağlarda bıraktılar vakayinamelerini. Yeni tarih yazımı ise çok konsantre bir şekilde eski defterlerin spekülatif şekillerde ifşasına dayalı. Hal böyle olunca ifşalara göre değişen 'bir kısım' okuyucu dışında bu tarih yazımlarını ciddiye alanlar olmuyor.
Amin Maalouf bir edebiyatçı. Gerçi edebi kimliği ortaya çıkmadan yazmış bu kitabını ama daha sonradan kazanacağı yazım akıcılığını daha ilk kitabından göstermiş. Tarih yazılacaksa işte böyle yazılsın, dedirtiyor insana.
Söylemem lazım, Amin Maalouf dünya görüşü olarak çok uzak birisi bana. Hatta şu kitabın varoluş nedenine yazara olan uzaklığımdan da uzağım. Ama ortaya konan şey çok başarılı.

42) Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna: Bu roman biraz garip. İsmi dillerde olmasına rağmen anlaşılma oranı gayet sınırlı. Sanırım Türk romancılığının aynı dönem Avrupa romancılığına en yakın örneklerinden biri olmasından kaynaklı bu durum. Bir, dönem kulaklarına farklı ağız, durumu daha denilebilir Kürk Mantolu Madonna için.
Bu romanın en başarılı noktası için, çıkış noktasıyla bütünleşmiş çok güzel bir yazıma sahip olması, diyebilirim.

45) İhsan Oktay Anar - Yedinci Gün: İhsan Oktay Anar'ın okuduğum üçüncü kitabı oluyor Yedinci Gün. Kitabın temelde yoğunlaştığı fikir, diğer kitaplarından daha spesifik. Ama konuya hakimiyet açısından bir Suskunlar asla değil. Amca yine çok güzel yazmış, ki böyle beklentiyi büyüten yazarların uzun sayılabilecek aralardan sonra yayımladığı kurgular her daim tehlike altındadır beklenti meselesini karşılama açısından. Yedinci Gün'ün böyle bir sorunu yok. Altından kalkıyor bu beklentinin.
Diğer kitaplardan yeni sayılabilecek farklılıkları da var Yedinci Gün'ün. Sanırım en sevdiğim kısımlardan biri de bu oldu kitaba dair.

47) Yusuf Atılgan - Aylak Adam: Kapalı, hatta buhranvari bir dimağdan çıktığı çok bariz nadir Türk romanlarından biri Aylak Adam. Başta Yabancı olmak üzere pek çok köşe taşı eserden çok titiz bir rafine sonucu ortaya çıktığı kolayca seziliyor ama bu durum kitaba olan sempatiyi artırmaktan başka bir sonuç üretmiyor. Zira gerçekten çok başarılı.
'Süssüz ve sade'lerden bekleneni bulamayanların 'renkli ve kişilikli'lere gitmelerinin kaderlerinde olmasını, bu kadersel dairenin ideal olana hep teğetler oluşturacağına dair muhteşem bir anlatım Aylak Adam. Okuyup da kendileriyle gerekli mana bütünlüğünü kuramayanların kesinlikle bir daha okuması elzem olan kitaplardan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz blog sahibinin onayından sonra yayınlanacaktır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...