Fragman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fragman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2011 Pazartesi

The Hobbit: An Unexpected Journey Fragmanı

Afişin orijinal boyutu için tıklayınız


The Lord of the Rings serisiyle büyülenmiş bir nesiliz arkadaşlar. En azından şanslı bir çoğunluğunu oluşturuyoruz neslimizin diyelim. Herkeste hemen hemen benzer etkiler yaratan bu muhteşem seriden sonra, akıllarda tek şey vardı; acaba Peter Jackson, Tolkien'in diğer eserlerini de perdeye uyarlayacak mı?

Neyse ya Hu. Yazmaya gerek yok sanırım. Bir zamandır devam eden fragman başlığı atmama alışkanlığımı, uzun zamandır beklediğim The Dark Knight Rises'in ilk fragmanıyla bozmuştum geçenlerde. The Hobbit: An Unexpected Journey'le de devamını getireyim. Ama bu kadar. Bundan sonra yok :)

Arkadaşlar fragman enfes olmuş. İlk çıktığı dakikadan itibaren kaç defa izlediğimi bilmiyorum. Ama fragmanı tamamen ezberlediğimi söyleyeyim şarkıyla (şiirin ilgili kısmı) beraber, oradan siz bir tahminde bulunun :)

Bir de fragmanın yayınlanmasına sevindim mi üzüldüm mü bilememeye başladım bir iki gündür. Hani hayatı devam ettiren ceninler bile 9 ay 10 günde ete kemiğe bürünüyor. Filmin vizyonuna daha tam 1 sene var. El insaf yani, bu fragmanı izletip de 1 yıl bekletmek...
Olmadı PJ :OLEYO:

Yazan: Fragmanın muhteşemliğiyle aklının başından gittiğinin farkında olmasına rağmen saçmalamaktan geri kalmamaya çalışan Mehmet :)

Devamını Oku

21 Aralık 2011 Çarşamba

Batman 3: The Dark Knight Rises Fragmanı

Posterin orijinal boyutu için üzerine tıklayınız


Arkadaşlar, blogu genelde bu tip şeylerle doldurmuyorum ama bu sefer mazur görünüz. Zira iflah olmaz bir Christopher Nolan müptelası olarak, gelmiş geçmiş en güzel filmlerden olan The Dark Knight'yi izler izlemez beklemeye koyulmuştum bu filmi. Ve büyük gün geldi. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan teaserinden sonra ilk offical fragmanı bugün yayınlandı filmin.

Fragmanın üzerine konuşmaya gerek yok. İzleyelim ve 2012 yazına kadar gelecek diğer fragman ve türevlerine Deshi, Deshi, Basara, Basara! Deshi, Deshi, Basara! ile eşlik edelim. Buyrunuz;


Devamını Oku

12 Şubat 2011 Cumartesi

Karayip Korsanları 4 - Sparow Bu Sefer Ab-ı Hayat Peşinde


Bir itirafla başlıyım, başladığında hiç sevmemiştim bu seriyi. Tabii izlemeden! İkinci film çıktıktan sonra, bir şekilde izlemek zorunda kaldım ve inanılmaz gülmüştüm. Burada kendi adıma bir ironi var aslında. Daha sonradan her üç filmi de izleyince, seriyi sevme nedenim olan ikinci film en sevmediğim halka oldu. Özellikle ilk filmin bazı sahneleri hala çıkmıyor aklımdan. İlk girişteki limana ayak basış sahnesi olsun, sonrasında Sparow'un ufacık limanda koca bölükle köşe kapmaca oynaması olsun...

İkinci filmin dvdsi çıktığında üçüncü film çoktan vizyona girmişti. Tabii hemen sinemaya koştum. Aslında bu tür filmlerin devam filmleri genelde pek hayırlı sonuçlar vermez. Onun için üçüncü filmden fazla da ümidim yoktu lakin beklentilerimin çok üstünde çıktı. Hele hele filmin sonu, o zamana kadar gördüğüm en iyi sonlardan biriydi.

Bu güzel üçüncü filmden sonra, serinin devam edeceğinin haberlerinin gelmesi de fazla sürmedi tabii. Film hala vizyondayken dördüncü film, konusuna kadar belliydi. Tek sıkıntı vardı, Keira Knightley ve Orlando Bloom olmayacaklardı. Zamanla düzeltirler aralarını dedim ama düzeltememişler demekki yeni başrollerimiz değişmiş bu filmde. Keira Knightley'nin yerine Penelope Cruz gelmiş. Bence olmamış ama seri devam etsin de olsun varsın diyelim geçelim :) Tabii Ian McShane'nin varlığı da etkili bu kabullenmekte. En sevdiğim aktörlerden biridir kendileri. Özellikle son zamanlar rol aldığı The Pillars Of The Earth adlı mini diziyi kaçırmayın. Daha önceden izleyip bir de yazı yazmıştım, fikir edinmek isteyenler bakabilir.

Bu serinin benim için olmazsa olmazı, kesinlikle o muhteşem müziği. Her üç filmin de soundtrack albümlerini arka arkaya dinlemek gibisi yoktur. Yapın bak, pişman olmayacaksınız :)

Bu arada seri gümbür gümbür devam edecek. 2011 Mayıs'ta vizyona girecek bu filmden sonra 2013 ve 2014'te serinin beşinci ve altıncı filmleri geliyor. Jack Sparow olsun da :)

İşte ilk fragman
Devamını Oku

7 Şubat 2011 Pazartesi

Captain America: The First Avengers - Ah Bi De Amerikan Olmasan


2008'de Iron Man'in son sahnesindeki ilk göz kırpığı ve hemen arkasından yine 2008'deki The Incredible Hulk'un son sahnesinde devam eden kaş-göz hareketleri  geçtiğimiz sene Iran Man 2'yle tamamen The Avengers müjdesine dönmüştü. Ve artık tek beklenti vardı; Captain America.

Önce adaylar konuşuldu bu hüper kahraman için. Sonunda Chris Evans'ta karar kılındı ve iyi de oldu benim açımdan. Zira sevdiğim aktörlerdendir. Hem karizması hem de dinamikliği bu karakter için oldukça yerinde. Lakin kamera arkası konusunda ciddi tatminsizliklerim var bu filmle ilgili. Hem yönetmeni hem de senaristleri garibime gitti ilk günden beri. Umarım iyi bir şey çıkar da 2012'deki asıl The Avengers'a olan özlem sekteye uğramaz. Gerçi ilk görüntüler iyi bir şey çıkarttıklarını söylüyor.

Lafı fazla uzatmayacağım bu sefer ilk görüntüler gibi. Poster ve ilk spot yayınlanması şerefine duyuruda bulunayım istedim :)

SuperBowl Spot
Devamını Oku

30 Aralık 2010 Perşembe

Hereafter - Clint Eastwood'un Fantazisi


Az önce bir forumda filmin fragmanındaki müziğin ne olduğunun sorulduğunu gördüm. Cevap verirken fark ettim ki, uzun zamandır beklediğim bu filmi bloga postlamamışım. Tabii 2-3 fragman loopundan sonra tutamadım kendimi ve iki üç şey söyleyeyim istedim.

Clint Eastwood'u tanımayan yoktur herhalde. Bana göre gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biri. Oyunculuğu da efsanedir ama -benim açımdan- yönetmenliği 3-4 adım önde. Bugüne kadar hep bir gerçekçiliktir tutturmuş gidiyordu bu Clint abim. İyi de yapıyordu. Zira etraf fanteziden, bilim-kurgudan geçilmiyor. Ayakları toprağa basan film yapan diğerleri de sanat filmi yapacağım diye kastıkça kasıyorlar. Hal böyle olunca Clint Eastwood'un filmleri daha bir önem kazanıyor gözümde. İşte bu gerçekçilikten ilk defa uzaklaştığını göreceğiz bu filmle, usta yönetmenin. İsmi yeter bir kere; HereAFTER!

Clint Eastwood filmlerinde hiç merak etmediğim bir yön vardır, diğer filmlerin aksine. Oyuncu kadrosu gram önemli değildir. Zayıf olsa da fark etmez demek istemiyorum tabii. O kadar güvenirim zayıf cast toplamayacağına. Bu filmde de bir kere Matt Damon var, gerisi çok da önemli değil gibi. Ama hepsinin üstün performans sergileyeceğinden eminim.

Matt Damon'a ayrıca bir şeyler söylemek istemiyorum. Zira artık sıktı!!! 15 yıla yakındır her yıl en az 2 film çekmek ve hiçbirinin kötü çıkmaması da ne demek brooo?

Fragman resmen büyülemişti ilk izlediğimde. Sonradan festival filmi olacağını öğrendiğimden sebep sanırım, filmi unutmuşum. Gerilere atmışım. Amerika'da vizyondan çıktı film fakat bizim sinemada izlememize daha 1 aydan fazla var. Bu çarkı döndüren sinema işletmecilerine selam söylemekle yetineyim bari. Neredeyse tüm önemli filmlerde bu oluyor. Lütfen siz de Matt Damon gibi sıkın adamı. Bu türlüsü hiç sevimli değil :)

Laf şarkıdan açıldı, şarkıyla bitsin madem. Sia'dan geliyorrrrrrrrr; Lullaby!!!!

Devamını Oku

29 Aralık 2010 Çarşamba

127 Hours - Every Second Counts (2)


 18 Eylül'de, yayınlanan teaserla ilgili bir başlık açmıştım. O videoyla bile bekleme pozisyonuna geçmiştim ama son trailerden sonra izlenmezse olmaz filmlerden biri oldu 127 Hours. Zaten 5 Kasım itibariyle çeşitli festivalleri dolaşmaya başladı film ve neredeyse hepsinden geçer not aldı. Şuan itibariyle 18 tane adaylığı var toplamda, tabii Golden Globe de dahil.

Senenin en iyi filmleri arasında olduğunu bir şekilde ispatlamış gözüküyor. Büyük ihtimalle Ocsar'dan da 4-5 tane adaylık kapacak. Fragmanı izleyince ''nasılsa Inception'a vermeyecekler bari buna versinler'' dedim en iyi film oscarını. Fragmanla bu hükümlere ulaşmak sağlıksız ama hazır bu tür düşünceler oluşmuşken paylaşayım dedim :)  İzleyin fragmanı, yanlışsam söyleyin :)

Bu arada James Franco, kendini aşmış gibi gözüküyor. Nasılsa ödül törenini sunuyor, güzel bir estantane olur en iyi erkek oyuncu ödülünü alırsa.

Senenin en sevdiğim fragman ödülleri düzenlesem, kesinlikle ilk 5'e girer bu fragman. Film Türkiye'de 28 Ocak 2011'de vizyon görecek.

Buyrun; (HD izleyin bir zahmet :))

Devamını Oku

18 Aralık 2010 Cumartesi

The Fast and the Furious 5: Fast Five - Home, Sweet Home


Tam ergenliğin başladığı yıllarda ortaya çıkması Hızlı ve Öfkeli'yi, bizim yaştakiler için gerçekten başka bir seri yaptı. O araba kovalamacaları, modifiye arabalar, şakalar, komiklikler vs vs olunca, zaten tersi bir durum enterasan olurdu herhalde.

Tabii bizle de sınırlı kalmayınca gişede çok iyi işler yaptı FF. Toplamda nerdeyse 1 milyar dolara yaklaştı hasılatı, 4 filmin. Gerçi 3. filmle beraber seriden kopmuştum ben. Ne Paul Walker ne Vin Diesel ne de Tyrese Gibson vardı. Diğer ergen liseli filmlerinden neredeyse hiç farkı kalmamıştı serinin, Tokyo Drift'le beraber. Takiiii 3. filmin son sahnesinde Vin Diesel'in, yerinde durmakta zorluk çeken, modifiye manyağı olmuş süper bir Plymouth Road Runner'la arz-ı endam etmesine kadar.

Sonrasında gelen 4. film o istenilen geri dönüşü sağlayamamış olsa da serinin içindeki en yüksek hasılatı toplamayı bildi ve haliyle 5. filmin önünü açtı. Kadro yönünden tam bir Samanyolu cast. Paul Walker, Vin Diesel yetmez gibi üstüne Tyrese Gibson de var bu sefer. Ama bu kadar da değil. Jordana Brewster ve Lucadris gibi daimi oyuncuların yanı sıra 3. filmin benim için en önemli oyuncusu olan Sung Kang de var. Hepsinin üstüne bir de yeni dönem aksiyon filmleri deyince akla gelen 2-3 isimden biri olan Dwayne Johnson eklenince iyice çoşuk bir imaj yaratmış cast. Tek eksik Michelle Rodriguez.

Filmin idare etmelik afişiyle, güzel bir fragmanı yayınlandı. Benim açımdan hiçbir sıkıntı yok. Hatta bayağı bayağı olmuş yani :D Film 29 Nisan 2011'de vizyonda.

HD izliyoruz demiii...

Devamını Oku

16 Aralık 2010 Perşembe

Transformers: Dark of the Moon - 3. Filmin İlk Fragmanı

 

Düşünün bir. Michael Bay adında bir yönetmeniniz var. Bu abiye bir film çektirmişsiniz 150 milyon dolara ve 8 günde sermayeyi kurtarmışsınız. İkinci bir devam filmi çektirmişsiniz 200 milyon dolara, onun sermayesini de 6 günde toplamışsınız. İki filme 350 milyon yatırıp, toplamda 1.5 milyar dolardan fazla para kazanmışsınız. Ne yapardınız bu durumda?.. Evet sizin gibi Transformers yapımcıları da ''çekmeye devam ederim abi'' demeye devam ediyorlar.

Aslında üçüncü filmin geleceği ikinci film gösterime girmeden söylenmişti. İşte o 2 sene önceden haberi verilmiş 2. devam filminin ilk görüntüsü net alemine düştü. Yayınlayanlar her ne kadar trailer demişlerse de, bildiğimiz spot bu. Teaser'dan hallice güzel bir spot. Yeni kötümüz olduğunu tahmin ettiğimim devasa bir robot arz-ı endam ediyor, Megan'sız bu devam filminin ilk fragmanında.

Ben şimdiden heyecanlandım... Film 1 Temmuz 2011'de.

İşte ilk offical görüntü. HD izliyoruz demii?
Devamını Oku

6 Kasım 2010 Cumartesi

Kurtlar Vadisi Filistin - Eee Bunlar 3 Kişi, Hani 1 Türk Dünyaya Bedeldi!?


Filmin çekilen kısmının külliyen yanmasından sonra komploları duymaya başlamıştık. Ne de olsa tüm dünya birleşip bize, özellikle de pana filme, komplo düzenlemekle meşguldü. Neyseki çekimler bitip ilk fragman yayınlandı da, komplosavar kulaklıklarımızı çıkarabildik. Zira belli bir yerden sonra çekilmiyor...

Benim Kurtlar Vadisi'yle ilk tanışmam Deli Yürek'in sondan bir önceki sezonunda Osman Sınav'ın Deli Yürek'i bitireceğini söylemesine dayanıyor. İçimden 'bu adam deli mi, ne diye bitirsin böyle canımgidi diziyi' gibi saf çocuk replikleri geçirdiğim bir dönemde, Kurtlar Vadisi adında bir dizi yapmak istediğini söylemişti. 'Heaa yeni dizi gelecekse olur bak' demiş ve bir yıl sonra büyük beklentilerle başlayan Vadi'ye kaptırmıştım kendimi.

Dizinin gerek emperyalizm karşıtlığı gerekse o yaştaki birine gerçek vatanseverlik gibi gelen şovenizm temalı omurgası, sevip saydığım projelerden olmasını sağladı Kurtlar Vadisi'ni. Tabii zamanla yaş kemale erince hukukun üstünlüğüdür, dünya gerçekliğidir derken dizi yavan gelmeye başladı. Ve en sonunda geçen sene başında diziyle yollarımı ayırdım. Hala her hafta gelen yeni bölümleri arşivlemeye devam ediyorum, gün gelir izlerim diye ama gitgide uzaklaştığımı hissediyorum bu düşünceden. Sadece filmleriyle ilgilenerek ilerlemek daha kolay gelmeye başladı da :)

Muro filmini tamamen hafızamdan silerek, bu kadronun filmlerini sevdiğimi söyleyebilirim. Kurtlar Vadisi Irak ve Kurtlar Vadisi Gladyo filmleri Türkiye standartlarına göre bir hayli iyi filmlerdi. Bu sebeple istedikleri kadar kötü film çekmiş olsunlar Kurtlar Vadisi Filistin'i, yine de izlemememi sağlayamazlar :) Gelen fragmanla beraber ilk iki filmden aşağı kalır yanı olmadığını seziyorum ama tabii fragman her zaman sağlam bir referans değil. 28 Ocak 2010'u bekleyeceğiz mecbur.

Fragmana değinecek olursak; filmde Mavi Marmara Vahşeti özelinde İsrail-Filistin olayına değiniliyor. Bırakın iyi-kötü film scalasındaki yerini, sırf bu olayı konu etmesi bile filmi gözümde saygın bir yere koymamı sağlıyor. Kamerayı elin oğlu bu denli etkili propaganda aleti olarak kullanıyorken, bizim bu alanı pas geçiyor olmamız çok büyük bir eksikliktir öteden beri. Bu açığı kapatması bile yeterli şu durumda.

Türk izleyicisi olarak öteden beri garip eleştiri kalıplarımız var; 'bu zaten Yeşilçam'da olur bir tek', 'Battalgazi, Malkoçoğlu musun mübarek' vs vs vs. Her filme eleştiri yapılabilir, yapılmalıdır da ama gidip Rambo filmlerine hayran çocukluk dönemi geçirip, 24 dizileriyle ergen dönemini devam ettirenlerin Türk filmlerini bu şekilde eleştirmeleri cidden garip geliyor. Hepsini aynı şekilde eleştirenlere lafım yok, hatta onlarlayım ama bu iki yüzlülük cidden çok kötü gözüküyor dışardan bakılınca. Bir zahmet bu eleştiri damarını keselim artık.

Eleştireceksek, ''eyvAllah Polat abimiz çok abartılı. Irak'ı kurtardı şimdi de gözünü Filistin'e dikmiş. Biliyoruz ki 100 dakika civarında onu da kurtaracak. 'Ben pokemonum deyip balkondan atlayan' çocuklar gibi, bunu izleyen bazı gençler de 'ben Polat'ım gelsin len ne kadar mossad varsa' deyip türlü saçmalıklar yapacak duruma gelebilirler. Ama bu tüm sinemanın ortak handikapı.'' en iyi formatı bu tip olan savunmaları eleştirelim. Hukukun üstünlüğünden dem vurup 'bir dahaki film de Kurtlar Vadisi Viyana olsun tamam mı, gerçekte yapamıyoruz bari sanal olarak tatmin olalım' diyelim :)

Fragmanla beraber Erdal Beşikoğlu'nun da kadroya dahil olduğunu öğrendim. Nedense bugüne kadar oynadığı yapımlardan mıdır nedir, bu kadroya yakıştıramadım. 'Gitsin pisikopat valicilik, pisikopat polisçilik oynasın, ne işi var bu filmde' derken 'eureka eureka' haykırışlarım bu düşüncemi silip yerine 'Pana Film bu işi cidden biliyor. Erdal Beşikoğlu deyince akla ilk pisikopatlık geliyorken, pisikopat bir komutanı ondan daha iyi kim oynayabilir ki?' düşüncesi geldi. Şuan için performansından şüphemiz yok.

Fragmanı izleyen neredeyse herkes farketmiştir ki, müziğimiz çakma. Inception'un o mükemmel gerilim soundu harbi harbi araklanmış. Yüzümde kendiliğinden oluşan acıma çeşnili bir gülümseme oluşturdu bu durum. İnsanda biraz onur olur diyorum. Tabii hemen arkasına da ekliyorum, Hans'tan izin almışlarsa özrümü şimdiden iletmiş olayım kendilerine.

Son olarak fragmanda bomba replikler var. Ben üç tane yakalayabildim, hemen ertesinde Allah Allah, yürü beaa nidaları attığım :)
1- Biz hasta olacak çocuğu cephede bile öldürmeyip düşünen milletiz. Sabrederiz, hata yaptığını anlar deriz. Sabrederiz, adam olur deriz. Baktık olmuyor, gökten kurban inmesini beklemeyiz. Masumun tek teline dünyayı kurban ederiz.
2- Kaypak İsrail askerinin 'Niçin geldiniz İsrail'e?' sorusuna Polat'ın 'İsrail'e gelmedim, Filistin'e geldim' demesi.
3- Bu toprakların neresi size vaadedildi bilmiyorum ama ben sana altını vaadediyorum!!!

İşte Kurtlar Vadisi Filistin Fragmanı
Devamını Oku

3 Ekim 2010 Pazar

True Grit - 25 Aralık'a Daha Çok Var...


Bu senenin iştah kabartan filmlerinden biri, belki de en fazla kabartanı, Benim için True Grit. Çok sağlam bir film geliyormuş hissi uyandırmıştı gelen ilk haberlerden sonra. Şimdi fragmanı gördükten sonra aynelyakin biliyorum ki, iştahımın kabarması yerindeymiş.


Yeni arıza karakterimizin seçimi filmin başarısını neredeyse garantiliyor. Hepimizin 'Dude'si Jeff Bridges, üstlenmiş durumda Rooster Cogburn rolünü. Haddimi aşıyor olabilirim ama John Wayne'den bile fazla yakışmış role. Bence bundan sonra ikinci bir Dude etkisi yaratabilir Jeff Bridges'e Rooster rolü. O kadar yakışmış...


Filmin bir diğer ağır topu Film Machine. Nam-ı diğer Matt Damon, Bendenizin dikkatini Good Will Hunting'le çekmişti ve bir daha da ilgi çeperimden kurtulamadı. Oyunculuk kariyerine 1988'de başladıktan sonra, sadece 1994 senesinde herhangi bir filmde rol almayıp geri kalan tüm senelerde ikişer-üçer bazen de dörder film çekerek, insanüstü performansını mükemmel istikrarla da süslemesi çok saygıdeğer bir yere koymamı sağlıyor Matt'i. Fakat buna rağmen bu filme gidip gitmeyeceğinden tam emin değildim taaaa ki rolü açıklanana kadar. Bu filmde tek bir rolde rol alabilirdi nitekim o rolde izleyeceğiz. Ama burada da şöyle bi durum var eğer 69'daki gibi üstün körü yazılmışsa bu rol Matt'e yazık olur.


Yıldızı gerektiği kadar parlamayan Josh Brolin de kadroda. Rollerin azizliği midir bilmem bir türlü birinci sınıfa çıkamadı bugüne kadar. Ama çoğu kişinin saygıdeğer oyuncular listesinin en başlarında olduğundan şüphem yok. İlk filmin vasat altı rollerinden bir başkası olan Tom Chaney'i canlandıracak filmde. İyi rolleri bile kötü adam gibi oynadığını düşünürsek, Josh Brolin'i 'kendisi için biçilmiş kaftan bulan' ikinci oyuncu ilan edebiliriz Jeff Bridges'ten sonra.


Filmin ana sloganı bu sefer gerçekten 'İntikam'. 69'dakinde de hafiften hissediliyordu ama ana konu intikam değildi. Ana konu olmamasını (dediğim gibi) Tom'un sönük karakteri sağlıyordu. Bu sefer elimizde sağlam bir Tom olduğuna göre, intikam duygusunu perdeden bize hissettirme sorumluluğunun geri kalanı için Mattie biraz daha önem kazanıyor. Mattie ilk filmde 2 esas karakterden biriydi ve Kim Darby tarafından çok güzel hayat bulmuştu. Mattie'yi cismini ilk defa gördüğüm Hailee Steinfeld isminde genç bir kız canlandırıyor bu sefer. Edindiğim ilk intibah itibariyle de Mattie'nin o kendinden emin, haddini bilmez hırçınlığını gayet güzel kotarmış. En merak ettiğim performans bu sanırım, diğerlerinden eminim :)


Vee son olarak Coen kardeşler...
Western'e yabancı olmadıklarını O Brother, Where Art Thou? ve modern western sayılabilecek No Country For Old Men'le ispatladılar. İlk filmin gölgesinde kalmayacakları garanti gibi olsa da özgünlükleri hep tartışılacak gibime geliyor. Filmin başındaki idam sahnesi, babamızın silahı, kulübe sahnesi ve filmin sonundaki 4'e 1 düellonun neredeyse ilk filmle tıpatıp aynı olmasını, sadece ölü babamızın tabuttayken yüzünü göstermeyle akıllardan silebileceklerini düşünmüyorlardır umarım. Hee tabii bir de göz bandını sol değilde sağ göze takarak :D

Devamını Oku

30 Eylül 2010 Perşembe

New York'ta Beş Minare - Yeni Fragman Geldi...


Daha önceden ilk fragmanla beraber başlık açmıştım bu film için (New York'ta Beş Minare - Mahsun'un Yeni Filmi :D). Tabii her fragman için aynı filmin farklı başlıklarını açacak değilim ama bu seferki bir istisna olsun. Çünkü yeni gelen fragman ciddi derecede coşku kattı Bendenize. Yeni afiş de var hem :D

Holivud'dan fırlamış gibi bile durmayan direkt made in Los Angeles havasını soluduğumuz bir fragman olmuş. Bir saniyesinin bile aksiyonsuz olmamasını mı, kelli felli oyuncuların arz-ı endam etmesini mi, konunun Bendeniz açısından biraz daha netleşmiş olmasını mı, 1:33'te başlayan Itri'nin o mükemmel bestesiyle yeniden hayat bulmuş olağan üstü salavatın New York semalarını şereflendirmesini mi sayayım bilmiyorum. Her yönüyle 5 Kasım'ı bekler bir duruma soktu bu yeni gelen fragman.

Mahsun'u sevmem, bugüne kadarki filmlerini de sevmedim ama bu başka gibi geliyor. İlk fragmanda iyice Deccal tanımlaması yapıştırılmış gibi gözüküyordu. Ama bu fragmanda olaylar değişmiş gibi. Hoca'nın gözaltına alınmadan Malezya, Çin ve Hindistan'a kaçabilme imkanı varken bile bunu elinin tersiyle itmesi olsun, toplu namaz kılarken arkasında her milletten insanın saf tutmuş olması olsun bir çok gerçek hayatla paralel durumu filmde göreceğiz anlaşılan. Bir tarafta İslam'ı ölmek ve öldürmek üzerinden tanımlayanlar bir tarafta da İslam'ı eğitim görüp tüm insanları eğitmek üzerinden tanımlayanlar olacağını kestirmek hiç de zor değil.

İlk fragman sonundaki tahminlerimin tutmaması, ikinci fragman sonundaki tahminlerimin tutması ve çeşitli abukluklardan uzak bir film olması temennisiyle 5 Kasım'ı bekliyorum...

Yeni Fragman


Devamını Oku

26 Eylül 2010 Pazar

The Smurfs - Uslu Olursak Filmlerini Bile Görebiliriz


İstisnasız herkesin çocukluk yıllarına damgasını vurmuştur sanırım Şirinler. Başlama saatini bildiğim 4-5 çizgi filmden biriydi. O saatte ne sokakların çekiciliği, ne de diğer oyunların bi albenisi kalırdı gözümde. Direkt eve koşar-izler sonra yine çıkardım.

Güçlü'sü, Usta'sı, Obur'u, Şirine'si ve tabii ki Şirin Baba'sıyla ayrı ayrı karakter arayışına girerdik. Tamam Gözlüklü de var ama Türk gençliği zekidir deyip atlıyorum onu :D


Bu efsane çizgi filmin sinema filmi geliyor. Çizgi filmleri beyaz perdeye aktarma konusunda geçmişi olan Raja Gosnell'ın yönetecek olması, biraz olsun 'altında kalırlar bu büyük sorumluluğun' düşüncesini azaltıyor. Seslendirmeleri de çok tuttum. Bakalım nasıl bir şey çıkacak ortaya. Ben Gargamel'i çok başarılı buldum :)

Vizyon tarihi şuan itibariyle 3 Ağustos 2011 gözüküyor. Daha bir hayli 'yatçassszz-kalkcaszzz, yatçasszzz-kalkcasszzz' yapacağız gibi gözüküyor :D

Fragman

Devamını Oku

18 Eylül 2010 Cumartesi

127 Hours - Every Second Counts!!!


Into The Wild tarzı filmleri hep sevmişimdir. Fragmandan anladığım kadarıyla bu da bu türe top5'ten giriş yapacağa benziyor.

Sıradan hayatı bırakıp, doğanın dibine vuran 'isyankar' tipimiz bu sefer, Aron Ralston. Filmden önce hakkında herhangi bir şey duymamıştım. Belki Benim cahilliğimdir, ama filmi izleyene kadar da bir şey bilmek istemiyorum Aron'la ilgili. James Franco'yla tanımak varken sahici Aron'u kim ne yapsın :P


Slumdog Millionaire'den sonra Danny Boyle-Simon Beaufoy yapımı bir filmi izleyecek olmak hafif bi heyecan yapıyor haliyle. Anladığım kadarıyla biri esas oğlan olmak üzere toplamda üç karakterimiz var. James Franco'nun yanında sırıtmayacak genç neslin iki avarajüstü aktiristi (Lizzy Caplan-Kate Mara) de olunca bize sadece 5 Kasım'ı beklemek kalıyor.

Bisikletten düşme sahnesiyle göle atlama sahnesi fragmanı vasat üstüne taşımış.

Devamını Oku

17 Eylül 2010 Cuma

The Tourist - 'le Bir Ajan


Top5 aktör listemin değişmez ismidir Johnny Depp. Hangi projede oynasa heyecan katar, hangi projede oynasa can verir projeye. En zor rollerin altından kolayca kalkar, o derece bi abimizdir. Ama gelin görün ki yaşlanmış beaa. Buna hiç ihtimal vermiyordum. Tamam zaman acımasızdı, kimseye torpil geçmezdi ama Johnny Depp de başkaydı. Yes Man'deki Jim Carrey şokunu hatırladım biranda fragmanın ilk saniyelerinde ve fragmandan kopmuş vaziyette geçen yılları düşünürken yakaladım kendimi. Neyse başlık film tanıtımı, bu konuya sonra döneriz :)


Castda Johnny Depp olması yetmezmiş gibi üstüne bir de Angelina Jolie olunca, bilmiyorum söylemeye gerenk var mı, film bir anda ayın ondördünün dünya temsilcisi pozisyonuna giriyor.

Bunlara rağmen projeyle ilgili acabalarım da yok değil. Florian Henckel von Donnersmarck gibi aksiyonvari filmlerle alakası olmayan birinin filmi üstlenmiş olması ve projeyle ilk ismi geçen Tom Cruise-Charlize Theron ikilisinin projeyi neden geri çevirdikleri soru işaretleri hala gözlerini kocaman açmış olarak gözümün içine içine bakıyorlar. Ama Johnny Depp'in varlığı hepsini döver :)

Son bir ek;
Map Of The Problematique'yi de sonunda bir fragmanda kullanacaklarını biliyordum. Bir fragmana bir parça bu kadar mı gider arkadaş!!!

Devamını Oku

The Fighter - Yine Mi 20 Kg Bale?


Fragmanı izler izlemez herkesin ilgisini çekeceği gibi, Benim de Christian Bale'nin yine yeniden eriyip kemiğe dönmesi dikkatimi çekti. Makinist filminde de bu şekilde (gerçi onda daha da felaketti) epeyce kilo vermişti rol için. Bilgisayar efekti olmadığı gerçeğini uzun zaman kabul etmek istememiştim o zamanlar ama zor da olsa kabullendiğimi hatırlıyorum.

Tamam sinema hayatımız, tamam sinema çok önemli de bu ne kardeşim, bir de sağlık var. Sen yeri gelince geleceğimizi kurtaran bir John Connor, yeri gelince kokuşmuş Gotham City'i ıslah eyleyen bir Bruce Wayne'sin. Ne ara alacaksın o kasları geri. Al-ver al-ver ne lan bu?

Christian'a kaptırdık başrolü unuttuk, Mark Wahlberg. Yine kaslarını sergilemekten kaçınmamış. Ama bu sefer mana bulmayacam. Sonuçta boksörü oynuyor adam, hadi bu filmlik sesimiz çıkmasın :)

Leap Year'la dikkatimi çekmiş Amy Adams da olunca, Benim için voltran oluşmuş durumda. Geriye sadece 10 Aralık'da hangi filmin (diğeri The Tourist) daha yüksek hasılat toplayacağını merak etmek kalıyor :)

Devamını Oku

Unstoppable - 3/4 The Taking of Pelham 123 + 1/4 Speed


Tony Scott-Denzel Washington birlikteliği gururla sunar...

Tony Scott'ın her filmi gibi katıksız aksiyon, mükemmel kareler ve süper aktör garantisi vadeden filmlerden biri daha geliyor...

Kimyasal maddeyle dolu makinistsiz bir tren şehre doğru yol almaktadır ve durdurulamamaktadır. Sabotajmış, teknik aksaklıkmış bununla ilgilenmiyoruz Tony Scott'ın filmlerinde, siz de takılmayın derim :) Nasılsa elimizde bir adet Denzel mevcut. Yetmezmiş gibi son dönemin dikkat çeken civanlarından Chris Pine da eşlik ediyor usta oyuncuya. Sırf trenin yavaşlamasını sağlamak için önüne konacak engellere çarpışını, Tony Scott'ın klasik kamera açılarıyla izlemek bile yeterli bu film için. Tabii kimyasal madde olunca belki engel vs konmaz ama o zaman da doğal yollardan engeller çıkar, illa çarpışma izliyoruz orası kesin :)


Speed neyse de The Taking of Pelham 123'ü acayip çağrıştırıyor film. Felakete son sürat raylayan bir trenin olmasını mı, Tony Scott'ın çekmesini mi, Denzel'in oynamasını mı hangini birini sayayım ortak özelliklerden? Daha ne diyim afişler ortada :)


Devamını Oku

Devil - Kim Kim Kim Kim Kim? Cevap Veriyorum, Kız :D


 Her ne kadar gerilim türünden pek hazetmesem de dikkatimi çekebilmeyi başarabilmiş bir film Devil. Bir gökdelen asansöründe mahsur kalan 5 kişinin hikayesi anlatılıyor fragmandan anlayabildiğimiz.

Unbreakable, Signs, The Village ve The Happening gibi kalbur üstü gerilim filmografyasını The Sixth Sense gibi üst düzey bir filmle taçlandırmış olması, M.Night Shyamalan'ı gerilim filmlerinde söz sahibi kılıyor nezdimde. Bu referansın üstüne fragmanıyla bile gerebilmiş olması beklentileri bir hayli yükseltti Devil.

Şeytan hiç asansörde mahsur kalır mı yaff, illa bi şeytanlık düşünüyordur oleyo.gif

Devamını Oku

15 Eylül 2010 Çarşamba

The Debt - Geçmişin Hesabı


2. Dünya Savaşı'nda yaşanan yahudi soykırımı temelli filmlere biri daha ekleniyor. Sinema sektöründe en çok kullanılan, üzerine en çok hikaye bina edilmiş tarihi olaydır 2. Dünya Savaşı. Ama filmin dikkat çekme sebebi bu popüler konusundan daha çok yıldız kadrosuyla alakalı.

Son yılların en popüler oyuncularından Sam Worthington, oyunculukta çığır açmayı rutine bağlayan Helen Mirren, Tom Wilkinson ve en sağlam Ceaser'imiz Ciaran Hinds.

Samimi olmak gerekirse Sam Worthington olmasaydı, kadrosuna rağmen bu kadar dikkatimi çekmezdi The Debt. 'Hangi filmde oynarsa izlerim abi' kalıbının son yıllardaki en güçlü adayı Sam Worthington'ın son 3 filmi, abimize dizdiğimiz tüm övgüleri doğruluyor gibi; T4: Salvation, Avatar ve Clash Of The Titans.

Filmimizin kısa hikayesi şöyle;
1965 yılında üç MOSSAD ajanının görevi, Nazi rejiminin savaş suçlulularını bulup ortadan kaldırmaktır. Aradan otuz yıl geçmiştir. Ukrayna'da eski bir Nazi kalıntısının olduğu ihbarı alınınca ajanlardan biri göreve çağrılır. Amacı kimlik değiştirerek olası şüphelinin gerçek bir Nazi olup olmadığını açığa çıkarmaktır.

Devamını Oku

11 Eylül 2010 Cumartesi

Av Mevsimi - Yavuz Turgul, Kaldığı Yerden Devam Ediyor



Hem Cem Yılmaz'ın Şener Şen ustayla oynama isteğini hem de bizlerin Yavuz Turgul+Şener Şen yapımı bir filmi daha izleme isteğimizi gerçekleştirecek bir yapım, Av Mevsimi.

Bu yıldız isimlere, Çetin Tekindor ve genç neslin yükselen oyuncularından Okan Yalabık eşlik edecek. Kadrosu görüldüğü üzere hafif bi Voltran havasında.

Sadece Cem Yılmaz'ı izlemek bile yetecekken üstüne Şener Şen'i izlemek nasıl bir keyif verecek acaba? Top 10 Türk filmi listemi değiştireceğine kesin gözüyle baktığım Av Mevsimi 10 Aralıkta sinemalarda.

Devamını Oku

Super 8 - J.J. Abrams & Steven Spielberg


Projenin imzası bu iki dev isme ait olunca insan ister istemez, pür-dikkat kesiliyor filme. Henüz oyuncu koltukları boş ama kimin oynadığının çok da önemi olmasa gerek bu isimler olduktan sonra.

Teaseri, son zamanlar izlediğim en merak uyandıran tanıtımlardan. Sırf Teaseri bile uzun zaman idare eder şahsen Beni smile.gif

Gerilim, aksiyon ve tabii ki gizemin tavan yapmasını bekliyorum. Hişt 2011, çabuk gelsene oleyo.gif

Devamını Oku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...