9 Ekim 2012 Salı

Andrei Rublev (1966) & Army of Shadows (1969)


Filmleri nasıl değerlendirmeli? İzlediğinizden anladığınız şeylerin oluşturduğu yekünlerle mi bir değer biçmelisiniz filmlere yoksa filmlerin "şunları şunları anlattım" dediklerine göre mi? Bu tip sorular her sinemaseverin aklında bir şekilde yer bulan sorular. İşte bu film tam olarak bu soruları hortlatan cinsten bir yapım. Çok zor, çok.

Ne yazık ki söylemem lazım. Bu film beni aşıyor. Aştı. Dahası şöyle ki, filmi hakkıyla anlayabilecek insan evladının olduğunu sanmıyorum. İlla ki yönetmen kaynaklı bilgiler olmalı yoksa olmaz, olamaz. Filmi tam anlamıyla anlamak imkansız!

Devamını Oku

5 Ekim 2012 Cuma

Uçuş Denemeleri - İbrahim Tenekeci



Şairler (sadece) şiir yazsınlar derim genelde. Mümkünse edebiyattan başka mevzulara eğilmesinler vs...

Çok bencil ve ayakları yere basmayan bir istektir bu. Farkındayım ama genel eğilim o ki, güzelim şiirler kirleniyor tersi durumlarda. En iyi ihtimalle, çiziliyorlar... Kalem insanlaşıyor (ise), şiir sıradanlaşıyor...

Gidip İbrahim Tenekeci'yi bu yaraya ilaç gibi göstermeyeceğim ama sanki o dolaylardan bir çalışma Uçuş Denemeleri; çok dingin, serbest, rahatlatıcı, evhamdan uzak, (belki gerçek tevazuyu da ekleriz bunlara).

Hayat bazen soyutlaşmalı... beklentisi oluşuyor insanda. Ara ara bende oluşur en azından. Yadsınamaz gerçekliğe bir gider midir bu, yoksa kişinin kendi yalınlığına duyduğu tiksinti mi? Bilemiyorum. Ama var böyle bir şey. Hatta hayata dair karşılaştığımız tüm insani çıkmazların yegane sebebi budur sanıyorum.

Belki fazla sanıyorum..? Dert anlaşıldı sanırım. Son sanış olsun şimdilik. Nokta zamanı.

Kitap güzel. Fazlasıyla sevdim. En azından ismi vurgulu geçsin istedim. Okuyoruz (kitapları), sadece ismen yazıyoruz, bazılarına ayıp oluyor. Uçuş Denemeleri'ne bari yapmayalım dedim. Hem uzun aramızı da bitirmiş olalım; kısa yorumla...

Soyutluğu kabullenmişlere Selam(!) olsun. İbrahim Abi'yi tanıyanlar göreve!
Devamını Oku

24 Eylül 2012 Pazartesi

The Hunger Games (2012) & The Conspirator (2010)


Popüler yazımlara hiç eğilimim yoktur. Edebiyat gözüyle de bakamıyorum. Sırf para için yazılmış serilerin bu kadar çok el üstünde tutulmuş olmasına da anlam veremiyorum. Bunlarla beraber önyargılı değilim. Her kalem oynatış güzeldir, saygıdeğerdir önyargısız değerlendirilene kadar :) O sebeple roman serisine bir şey demiyorum şimdilik.

Devamını Oku

Serpico (1973) & 21 Jump Street (2012)


Polis teşkilatıyla bu açıdan alakadar izlediğim ilk film olabilir Serpico. Şöyle bir düşünüyorum, daha öncesinde izlediğim yok sanırım. O sebeple sinema ile tanışmamı sağlayan filmlerden diyebilirim Serpico'ya. Hatta o kadar etkilemiştir ki film zamanında, sakal takıntımın sebeplerinden biri bu film bile olabilir. Bu izleyişimde bu geldi aklıma :) Zira yine düşünüyorum da, Al Pacino'nun şu halinden daha karizmatik bir sakal bıyık kombinasyonu yerleşmemiş şimdiye kadar zihnime. Bir insan evladına, hele ki Al Pacino kadar çirkin birini dahi insana benzetiyor, daha fazla yakışamaz sakal.
Devamını Oku

18 Eylül 2012 Salı

The General (1926) & The Deer Hunter (1978)


19. yüzyılın ikinci yarısına dair bir tarih filmi. Dönem çok bariz olduğundan savaşa vesaire girmek gereksiz sanırım. O yüzden sadece Buster Keaton üzerinden gidelim biz.

Nasıl bir adamdır bu Buster Keaton, anlayamıyorum. Yıl daha 1920'ler ama adamdaki akrobasi yeteneği nasıl bu kadar gelişmiş durumda, anlamak mümkün değil. O hareket halindeki arabaların, bisikletlerin, hatta trenlerin üstünde yaptığı bu hareketler vs. Gerçekten hayran kalmamak elde değil. Sırf bu merakımı gidermek için ara ara açar izlerim rastgele bir Buster Keaton filmi ve asla şaşkınlığım gram bile azalmaz. Hani tamam efekt filan olsa anlarım da, yıllar daha 20'ler :)

Devamını Oku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...