Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2012 Pazar

Reis Bey (1988) - Ağladıkça Anlıyorum...


"Bir şey koptu benden, bir şey; Her şeyi bir arada tutan bir şey."

Böyle söylemişti Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde, nedenini niçinini sadece ezoterik(!) gelişimler sağlayabilecek insanların anlayabileceği şekilde. Şükür ki anlayan, anlamasa da en azından anlama gayretiyle dolu bir nesil peydah oldu Üstad'dan sonra. Tabii Üstad'ın da katkısıyla. Gerçi Reis Bey gibi, Bir Adam Yaratmak gibi eserlerinden uyarlanan filmlerin kaliteli bir şekilde izlenebilmesini hala sağlayamamış durumda bu nesil. Ah vefa..!

Devamını Oku

3 Aralık 2011 Cumartesi

En İyi 100 Türk Filmi - Bir Garip Liste!


Eylül ayının başında En İyi 100 Türk Filmi'ni seçmek üzere kurulmuş bir siteye denk gelmiştim. 'Sinema' dergisinin organize ettiği bir anketti bu ve Türk sinemasında eksikliğini buram buram hissettiğimiz konulardan biri olan film listeleri mevzusuna dikkat çekeceği için önemsemiştim. Öncelikle sinema tarihçilerinden Agah Özgüç danışmanlığında 350 filmlik genel bir havuz oluşturulmuştu ve bizlerin burada oylama yapmamızı istiyorlardı.

Tabii heyecanla girdim 350 filmi göreceğim listeye. Bir de ne göreyim. Yok yok hala inanmıyordum gördüğüme ama sonradan birkaç kişiye daha baktırdım ve hazin gerçekle yüzleşmek zorunda kaldım. Gördüğüm film, Recep İvedik'ti. Evet, En İyi 100 Türk Filmi sloganıyla yola çıkmış bir organizasyonsunuz ve o 100 filme aday olan filmlerden biri de de Recep İvedik! Tabii o an soğudum anketten ve bir daha haberim olmadı listeden. Gerçi yine de olmazdı ama son bir merakla sonuçlar açıklanınca bakma ihtiyacı hissettim. Acaba 100 filmden biri de Recep İvedik olacak mıydı!? Olursa, bu durumu nasıl okumalıydı!? Gerçekten 'en iyi' filmlerden biri olduğunu düşündükleri için mi yoksa En İyi 100 Türk filmine aday gösteren insanlarla dalga geçmek için mi seçmiş olurlardı Recep İvedik'i!?

Neyse efendim bu düşüncelerle 100 filme bakmaya başladım. Hem de aşağıdan yukarı! Zira seçilmiş olsa seçilme amacının bu dalga geçmeli şık olması çok büyük ihtimaldi ve bu durumda da en iyi ihtimalle aşağılarda bir yerde olurdu. Yavaş yavaş bakmaya başladım. 90'a geldiğimde hala yoktu. Sonra azmettim ve biraz daha bakmaya devam ettim. Evet evet 80'e geldiğimde hala yoktu. Artık içimde biraz biraz neşe tomurcukları açılmaya başlamıştı. Nasılsa 80'e kadar karşılaşmamışsam, bundan sonra karşılaşma oranım çok düşüktü. Bu neşeyle bakmaya devam ettim. 70-60 derken hala ortalıklarda yoktu Recep İvedik. Listeye kaybettiğim güven geri mi geliyordu ne?

Tam bu esnada, sayfanın yukarısına doğru cesaretle karışık bir rahatlıkla bakan gözlerimin, kalbime enterasan diye tanımlayabileceğim sinyaller yolladığını fark ettim. Türk Sineması'nın en iyi 100 filminden biri olarak seçilmişti Recep İvedik. Hem de Hokkabaz ve Yaşamın Kıyısında gibi filmleri sollayarak. Hem de Pardon gibi bir filmin daha ilk 350'ye giremediği bir listede! Pardon mevzusuna daha derinden girmedim bilerek. Zira Recep İvedik'in 54. sırada olmasının mı daha garip, Pardon'un ilk 350'de bile olmamasının mı daha garip olduğunu düşünürken birkaç defa error verdi beynim. Daha da düşmeyeyim dedim üstüne.

Derginin yayın yönetmeni Senem İşmen, Sabah Gazetesi'ne verdiği röportajda 'Oylamada modern Türk sineması, eski filmlere göre biraz daha baskın görünüyor. Oy verenlerin yaşları daha genç olduğu için eski filmleri bilmiyorlar.' gibi bir şey söylemiş. Kendi adıma söyleyeyim. Ben seçenlere bir şey demiyorum. Hatta olasılık seviyesini bilmesem de dalga geçme amacıyla seçildiğini bile düşünüyorum bazı filmlerin.

Gördüğünüz üzere hiçbir şeye değinmedim. Ne Şener Şen'e ne Yavuz Turgul'a ne Nuri Bilge Ceylan'a ne de x, y, z, ....., t'ye. Neyse, bu konu üzerine yazdım ya, hem de daha yazmak için kendime söz verdiğim filmler dururken...

Hadi filmleri de ekleyelim adetten :)

1- Eşkıya (1996)
2- Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)
3- Hababam Sınıfı (1975)
4- Babam ve Oğlum (2005)
5- Züğürt Ağa (1985)
6- Masumiyet (1997)
7- Ağır Roman (1997)
8- Muhsin Bey (1986)
9- Yol (1981)
10- Neşeli Günler (1978)
11- Tosun Paşa (1976)
12- Uçurtmayı Vurmasınlar (1989)
13- Vizontele (2000)
14- Issız Adam (2008)
15- G.O.R.A (2003)
16- Süt Kardeşler (1976)
17- Kibar Feyzo (1978)
18- Nefes: Vatan Sağolsun (2009)
19- Çiçek Abbas (1982)
20- Gemide (1998)
21- Kader (2006)
22- Kaybedenler Kulübü (2011)
23- Her şey Çok Güzel Olacak (1998)
24- Canım Kardeşim (1973)
25- Uzak (2002)
26- Av Mevsimi (2010)
27- Gönül Yarası (2005)
28- Anayurt Oteli (1987)
29- Vavien (2009)
30- Üç Maymun (2008)
31- Sevmek Zamanı (1965)
32- Arabesk (1988)
33- Sürü (1978)
34- Mustafa Hakkında Her Şey (2004)
35- Kapıcılar Kralı (1976)
36- Umut (1970)
37- Tabutta Rövaşata (1996)
38- Başka Dilde Aşk (2009)
39- Sonbahar (2008)
40- Tatar Ramazan (1990)
41- Bizim Aile (1975)
42- Karpuz Kapuğundan Gemiler Yapmak (2002)
43- Susuz Yaz (1963)
44- Gülen gözler (1977)
45- Güneşi Gördüm (2009)
46- Şekerpare (1983)
47- Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? (2005)
48- Beynelmilel (2006)
49- Kosmos (2010)
50- Bal (2010)
51- Ah Nerede (1975)
52- Dila Hanım (1977)
53- Sultan (1978)
54- ************************************** (2008)
55- Takva (2005)
56- Vesikalı Yarim (1968)
57- Yazı Tura (2003)
58- Yılanların Öcü (1962)
59- Anlat İstanbul (2005)
60- Hokkabaz (2006)
61- Neredesin Firuze (2003)
62- Mavi Boncuk (1974)
63- Kurtlar Vadisi Irak (2005)
64- Yaşamın Kıyısında (2007)
65- Aaahh Belinda (1986)
66- Namuslu (1984)
67- Ah Güzel İstanbul (1966)
68- Otobüs (1974)
69- İstanbul Kanatlarımın Altında (1996)
70- Çoğunluk (2010)
71- Zübük (1980)
72- Hayat Var (2008)
73- Dönüş (1972)
74- Korkuyorum Anne (2004)
75- Selamsız Bandosu (1987)
76- Beş Vakit (2006)
77- Dondurmam Gaymak (2005)
78- İklimler (2006)
79- Teyzem (1986)
80- Piano Piano Bacaksız (1991)
81- Yumurta (2007)
82- Fikrimin İnce Gülü-Sarı Mercedes (1992)
83- Arkadaş (1974)
84- Turist Ömer (1964)
85- Dar Alanda Kısa Paslaşmalar (2000)
86- Gurbet Kuşları (1964)
87- Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990)
88- Yazgı (2001)
89- İki Dil Bir Bavul (2008)
90- Gelin (1973)
91- Adı Vasfiye (1985)
92- Salkım Hanım'ın Taneleri (1999)
93- Bereketli Topraklar Üzerinde (1979)
94- Mayıs Sıkıntısı (1999)
95- Dünyayı Kurtaran Adam (1982)
96- Acı Hayat (1962)
97- Berlin in Berlin (1993)
98- Düttürü Dünya (1988)
99- Dokuz (2002)
100- Hamam (1996)

*: Böylelikle içimdeki baskıcı-faşist-hunhar ve de sansürcü zihniyeti de gördünüz :oleyo:
Evet buyum ben, böhhhhh.
Devamını Oku

17 Kasım 2011 Perşembe

Batıya Doğru Akan Nehir - TRT'den Bir Belgesel Serisi Daha


Çekimlerinin haberini duyduğumdan beri beklemede olduğum bir seriydi Batıya Doğru Akan Nehir. İsmi klişe gibi dursa da benim için her zaman geçerliliği olan bir kalıptır bu. Pek çok türevi vardır ve hepsi de candır, canandır. Sanırım vuslat öğeleri barındıran bir vahdet seziyorum bu kalıpta. Yekliğe doğru açılmış kutsal bir devinim!

Belgesel aslında Eylül ayında başladı Trt bünyesinde. Şuan halihazırda yayınlanmış 8 bölümü mevcut. Neredeyse yedi-sekiz aydır beklememe rağmen araya giren yazılması gereken yazılar, çıkması gereken dergiler, gidilmesi gereken okullar ve tabi ki izlenilmesi gereken filmler derken bu zamana kadar başlayamadım bir türlü. Ama artık öncelikle yayınlanmış bölümleri hafiften izleyecek ve ondan sonra da haftada bir yayınlanagelen bölümleri takip edebilecek durumdayım.

Hani izlememiş olanlar veya belgeselin ismini duymamış olanlar vardır da izlemek isterler diye başlama niyetimi açıktan belirteyim istedim. Pişman olmayacağıma neredeyse eminim. Bakalım bizimkiler nasıl bir şey yapmışlar. Bölümleri izledikçe hafif yorumlar da gelebilir.


Burada sözü -henüz izlemediğimden- belgeselin yapımcılarına bırakıyorum. Belgesel şöyle bir şeymiş;
Verimli Mezopotamya ve Anadolu topraklarında başlayan insanlığın uzun medeniyet yolculuğu yaklaşık on iki bin yıl öncesine uzanıyor. “Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli”, bu uzun yolculuğu objektif bir bakış açısıyla anlatıyor.

Dünya kamuoyunun dikkatini uygarlığın gerçek doğum yerine, yani Orta Doğu’daki iki nehrin arasına, Mezopotamya’ya çevirmeyi amaçlayan “Batı’ya Doğru Akan Nehir” Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAM) tarafından, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin katkılarıyla hazırlandı. Çekimlerine iki yıl önce başlanan “Batı’ya Doğru Akan Nehir Medeniyet Belgeseli” için 16 ülkede çekim yapıldı, 200 civarında düşünür, sanatçı, bilim adamı ve politikacıdan görüşler alındı ve en gelişmiş bilgisayar grafikleri bir araya getirilerek eski çağların şehirleri ve eserleri dramalar ile tekrar canlandırıldı. Her biri 45 dakikalık 20 bölümden oluşan belgeselin uzun ve kısa olmak üzere iki versiyonu bulunuyor.
Uluslararası fikir önderleri tarafından ‘medeniyet üzerine çekilmiş en kapsamlı belgesel’ olarak nitelendirilen proje, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyaya yayılan Doğu ve İslam muhalefetine karşı, insanlığı daha dengeli bir bakış açısıyla buluşturmak için hayata geçirildi. “Batı’ya Doğru Akan Nehir” bir barış belgeseli olmayı amaçlıyor.

Başbakanlık Türk Tanıtma Fonu’nun destek verdiği ve İngiltere’nin en büyük yapım şirketlerinden Lion TV’nin yapımını üstlendiği bu belgesel TRT’de gösterilmeye başlandı.

Bu da tanıtım filmi;
Devamını Oku

15 Kasım 2011 Salı

Leyla ile Mecnun - Dizi Kendisini Tanıtsın Madem!


İlk bölümünden itibaren, müptela dolaylarından bir şeyi olduğum, Leyla ile Mecnun dizisine hep bir şeyler yazmak istedim. Nedense olmadı. Süreleri sebebiyle takip ettiğim hiç Türk dizisi yok uzun süredir. Aslında tamamıyla takip ettiğim de hiçbir zaman olmadı. Ve hayat böyle akıp giderken, dahası böyle akıp gitmeye de devam edecek gibi görünürken, bir şey(!) doğdu;

Hayatın akışını kesen. Eğriyi düz, düzü yüksek, yükseği engin, engini ulu yapan...

Abartmıyorum. Bunların hepsini kendi çapında ama yine de yapan bir şey Leyla ile Mecnun. Şu haliyle ne The Big C'ye ne Mad Men'e ne de diğerlerine değişirim. Kalite olarak bu saydıklarımın ve saymadıklarımın yanına bile yaklaşamayacakken, çıktığı toprakların dengeleri sebebiyle hepsinden önde gelir nazarımda bu güzel dizi. Onur Ünlü ve Burak Aksak ikilisinin başını çektiği kamera arkası ile Ali Atay ve Serkan Keskin'in başını çektiği kamera önüne hiç girmeyeceğim. Hepsi inanılmazlar. Hepsine ayrı Selam(!) olsun.

Normalde, bloga kendi yazımım olmayan hiçbir şey eklemiyorum. Eklenmesini doğru bulmuyorum. Hasılı ekleyemiyorum. Ama dizinin 2. sezon 11. bölümünün, yani 31. bölümünün sonu, tam da bu zamana kadar tanımlayamamak korkusuyla başlık açmadığım Leyla ile Mecnun'u özetler nitelikte. Uzun uzun anlatmak yerine ilgili bölümün son 80 saniyesi her şeye kafi!

Artık, başlamaları için başlarının etini yediğim geriden takip edenler de bir an önce güncele gelirler sanırım. Demii :)
Başlamayanlar da eh bi zahmet...

Onur Ünlü'ye de acil şifalar.




Gidenler, bizden hep bir parça götürürler.
O parçanın yerinde de derin izler kalır.

Herkesin bir yara izi vardır.
İnsanlardan gizlemeye çalıştığı, saklamak için çok uğraştığı bir yara izi.
Herkesin bir yara izi vardır.
Kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan.
Baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlamanı sağlayacak bir yara izi.
Bu izlerle yaşamaya alışırsın.
Bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı, yaşamayı yeniden sevebilirsin.
Ve bir gün, elbet birileri o yara izlerine dokunur.
Acın da biraz olsun hafiflemeye başlar!!!





.
Devamını Oku

8 Ekim 2011 Cumartesi

Arabesk (1989) - Absürd, Hem De Türk

Orijinal boyut için üstüne tıklayın

'Türk sinemasının seyri' gibi kelamlar edilince aklıma her zaman Şener Şen gelir. Yeşilçam'ın 1970'lerdeki o şaşaalı günlerinden sonra araya giren 1980'li yılların karanlığından kurtulmamızı sağlayan belki de en önemli isimlerden biridir, 1990'lı yıllardan sonraki önemli işlere imza atan Ömer Vargı ve Yavuz Turgul gibi isimlerle beraber. Bu hem oyuncu hem yönetmen hem senarist hem de yapımcı olan sanatçıların oluşturdukları sinerji olmasaydı, uluslararası sinema organizasyonlarından ödüllerle dönen bir ülke haline gelme ihtimalimiz -sanıyorum ki- hiç yoktu.

Bu filmle alakası olmayan ama daha sonra bu filmin açtığı yoldan hakkıyla ilerleyen isimlerden bahsetmişken, filmi ortaya koyan ustayı anmamak olmaz. Filmin yönetmeni, Yeşilçam'ın efsane ismi Ertem Eğilmez. Kaç film çektiğini tam bilmemekle beraber, Hababam Sınıfı gibi ölümsüz bir seriyi insanlığa kazandırmış olması bile fazlasıyla yeterli, isminin ne denli büyük ve önemli olduğunu belirtmek için. Ve bu ismin, öldü denilen Türk sinemasını ayağa kaldıranlardan belki de en önemlilerinden olması ayrı bir 'sinema kaderi' sanıyorum.

Ertem Eğilmez, filmi tekerlikli sandalyede çekiyor. Montaj çalışmaları sırasında da vefat ediyor. Ömrü sinemayla geçen bir insanın, daha sonraki yıllarda böylesine öneme sahip olacak bir filmin çekimleri esnasında vefat etmesi de ayrı bir 'kader ağları örmüş' olayı. Sinemayla yaşayan birinin, sinemayla ölmesi...

Film, Türk sinemasında rastlayamadığımız bir tür olan absürd komedi örneklerinden. Ve filmi bu kadar çok sevmemizi biraz da buna borçluyuz sanki. Bu kadar bakir bir türden, bu kadar başarılı bir örnek çıkartmak gerçekten takdire şayan. Kaçıncı izleyeşim bu, hala bık(a)madım. Repliklerinin neredeyse hepsi ezberimde. İnanıyorum ki, 'aaaa İsmail ölmüş', 'Allahım kör et beni. Allahım kör et beni. Aksın gözümün nuru, bundan böyle kör baksın.... ... ... ... Allahım görmüyorum. Sana çok şükür, görmüyorum. Kör oldum' gibi daha pek çok repliğini bilmeyen yoktur.


Söylenecek çok şey var filme dair. Arabesk kültürüne böyle bir bakış, belki de en çok günümüz Fazıl Say'larına lazım. Sadece küçümsemek, hakir görmek, ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmak yerine; absürd komediyle harmanlanmış, olabildiğince nüktedan eleştiriler getirmek, insanlığa ve dahası insanlara daha yararlı olacaktır. En yakın zamanda Fazıl Say'ın da bir daha izlemesini umarım :)

Filmin ismi Arabesk. Filmin kültürü Arabesk. Filmdeki müzikler de haliyle Arabesk. Çok çok hoşlanmasam da kulak doygunluğum vardır bu müzik türüne. Bu müziğin en iyi örneklerini bu filmde görüyoruz, diyebilecek kadar da haiz değilim Arabeske. Ama müzikleri yapan Atilla Özdemiroğlu, hakikaten imzasını atmış. Filmle beraber müthiş uyumlu parçalar var. Müzik kültürümüze de ilham kaynağı olduğunu düşünüyorum filmdeki pek çok parçanın. En basitinden 'Salla salla salla salla' parçasının, Sezen Aksu'nun Rakkas adlı parçası olduğu ortada.

Filmin oyuncu kadrosu da kendini belli ediyor. Uğur Yücel gibi pek çok sıkı oyuncu var. Lakin filmde hiç hoşlanmadığım tek bir nokta var. O da Müjde Ar. Filmin benim için tek eksiği budur. Ama film o kadar ayrı bir yerdeki, Müjde Ar bile başaramıyor gölge düşürmeye :)

Bir de demezsem çatlarım. Yıl olmuş 2011. Hatta 2012. Bu güzelim filmin hala DVD mediası yok. İnanılmaz bir şey. Belki de Türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden birinin hala temiz bir kaynağı yok. VHS'lerden izlemek zorundayız şimdilik. Umarım bir an önce BluRayı çıkar :)

Kopma garantisi veriyorum. Defalarca izleyin bu filmi :)

7 / 10
Devamını Oku

13 Eylül 2010 Pazartesi

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası / Kupa, Dream 'Person'un

Finale kadar çok yorulmuşuz anlaşılan, özellikle dünkü Sırbistan maçı hem mental hem de fiziki açıdan bayağı bir etkilemiş bizi. Ne o gururlandığımız savunma ne de patlayıcı peşpeşe 2-3 hücumdan eser yoktu.


Maça iyi başlayan tek oyuncumuz Hidayet'in hemen başlarda sakatlanması da kötü oyunumuzla birleşince, maç sonuyla ilgili tahminler daha ilk çeyrekte filizlenmeye başladı.


Rüya Takım 2, çok konsantre başladı ve tüm maçı öyle de devam ettirdi. Savunmada çok serttiler. Bu sertlik çoğu zaman faulle karışsa da gerekli desteği ispanyol hakemden buldular ve sertlikleri maçın her dakikası artarak devam etti.


Anlayış farkı mı, oyunu algılama yeteneği mi yoksa 'tercih' mi desek ne desek bilemeyeceğimiz bir hakem üçlüsüyle karşı karşıyaydık. İspanyol hakemin neredeyse ilk yarı boyunca tüm kararlarının ABD lehine olması, diğer hakemin ispanyolun bu tutumunu dengelemek istermişçesine bize daha nüanslı davranması maça gölge düşürdü.


Maçla ilgili söyleyebileceğimiz çok şey var fakat kupayı elimizden alan en kesin şey, Kevin DURANT. İnsan olmasıyla ilgili çoğu zaman bizleri şüpheye düşüren bir performansla kupayı neredeyse tek başına kazandı. Kullandığı her 3'lük, attığı her dış atış girdi nerdeyse. Savunmada göz açtırmadı uzun kollarıyla; reboundlar, bloklar...


Her şeye rağmen, bizleri final oynamayla bile yetinmekte güçlük çektirecek bir psikolojiye getirmiş 12 Dev Adam'a sonsuz teşekkürler. Türkiye-ABD finalini yaşatmaları bile 'her yerlerinden öpmemizi' sağlayan bir başarı.

Son olarak değinmeden geçemeyeceğim. Final maçındaki seyircinin dünya üzerindeki hiçbir müsabakaya girmeme cezası almasını canı gönülden temenni ediyorum. Maç boyunca sahaya tren muamelesi yapanların, milli marşlar ve madalya takma seromonisinde ıslık çalma ve yuhlama gibi en az 28. dünya ülke vatandaşı davranışlarını sergilemeleri televizyon karşısında kıpkırmızı kestirmiştir sanırım, Benim gibi tüm Türk milletini.
Devamını Oku

12 Eylül 2010 Pazar

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası / PRİM


Gruptan çıktığımızdan beri kazandığımız her maçtan sonra takım kaptanı olarak 'hem maddi hem manevi destek bekliyoruz' diyordu, Hidayet Türkoğlu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bunu duymuş olacak ki Sırbistan maçı için verilecek priminde oldukça bonkör davranmış.

Milliler finalde ABD'yi geçerlerse bunun gibi DEV bir prim daha alacak. Yarı final primi, kişi başı 1.5 milyon lira. 12 Dev Adam'a helali-hoş olsun. Çatır çatır yerler umarım biggrin.gif

Yazan: Final çoşkusundan nevri dnmüş prim düşmanı!
Devamını Oku

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası / TÜRKİYE - SIRBİSTAN

Mükemmel savunma ve 'böyle savunma yapana yanında güzel hücum eşantiyon' mantığıyla geldiğimiz yarı finalde işler istediğimiz gibi başlamadı ilk çeyrekte. Maçın başından beri devamlı önde olan takım Sırbistandı. Kolayca sayı buluyordu iki takım da. Bu tempo bizim oyun anlayışımıza uymadığından Sırbistan, maçı hep 6 sayı ortalamayla önde götürdü.


Taraftar desteğini alan milliler, ikinci periyotta daha derli toplu oynamaya başladıysa da, her farkı kapatışımızda Teodosic moderatörlüğünde Savanovic ve Keselj'in dış atışlarıyla farkı yine 8 ve üstüne çıkarmayı bildiler.


Üçüncü periyotla beraber klasik Sırbistan çirkefliği de sahada yerini aldı. Hakemleri her seferinde nasıl kendi taraflarına çekmeyi başarıyorlar gerçekten takdire şayan bir yetenek. Ömer Onan ve Ender Arslan'ın bu dakikalarda ihraç alacağını dahi düşündüm.


Teodosic'in ortalığı karıştırma çabaları neyse ki millilerin klasik savunma anlayışına dönmesiyle bir nebze başarısız oldu. Ender, Kerem ve Hidayet'le bulduğumuz 3'lüklerle iyice maça ortak olduk.



Maçın son anları adeta nefes kesti, önce Sırbistan serbest atışlarla durumu 80-79'a getirdi ve öne geçti. Bitime 4.6 saniye kalırken yine 82-81 öne geçtiler. Mola alan Türkiye oyuna kenardan başladı ve Kerem Tunçeri'nin maçın sona ermesine 0.5 saniye kala durumu 83-82'ye getirdi. Sanırım basketbolu yakından takip eden herkes, Derek Fisher'in NBA finallerinde 0.4 sn kala attığı sayıyı hatırlamıştır bu dakikalarda.

Son topu Velickovic'le kullandılar pota altında buluşturarak. Semih Erden'in yaptığı mükemmel blok, Sırbistan'ın son topu potaya yollayamadan maçın bitmesini sağladı ve Türkiye tarih yazarak finalde ABD'nin rakibi oldu.



Bendenizi en çok Teodosic'in yıkılmış vaziyette soyunma odasına gidişi sevindirdi. O yıkık vaziyette dökük dökük giderken, içimde tutamadığım bir Erol Taş gülüşü atarken buldum kendimi. Güç insanı yoldan çıkarır derlerdi de inanmazdım oleyo.gif

Şimdi rakip ABD. Kevin Durant psikopatının bugünkü 38 sayısı moralleri bozsa da, 12 Dev Adam'a olan inancımız tam. 'Buraya kadar getirip şerefli bir yenilgiyle turnuvayı kaybetmek olmaz' önkomutlu güzel bir zafer yaşarız umarım yarın.
Devamını Oku

11 Eylül 2010 Cumartesi

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası / YARI FİNAL


Şampiyona öncesi buraya geleceğimizi hem de bu şekilde geleceğimizi kim söylese 'hı hı evet' derdik herhalde. Ama ne o şampiyona öncesi hazırlık turnuvalarındaki gelmeli-gitmeli maçlar ne de savunmayı unuttuğumuz maçlarla karşılaştık şampiyona boyunca. Mükemmel bir konsantrasyonla, savunmadan ödün vermeden mükemmel sonuçlarla artık yarı finaldeyiz.


Şimdi önümüzde Sırbistan var. Yugoslav ekolünün en önemli temsilci konumundaki Sırbistan, pota altındaki NBA etiketli Nenad Krstic'i, İspanya maçında 3'lük tanımında ufak tefek değişiklikler yapmış Velickovic, Bielija ve Keselj 3'lüsü ve yer yer psikopatlaşan Teodosic'iyle genç yaş ortalamasına rağmen kupa alma şansı olan takımlardandı şampiyona öncesi. Çok aksiyonel olmalarına rağmen savunmayı kolaylıkla unutmaları yumuşak karınları. Bu açıdan bakıldığında bir adım önde gibiyiz ama Teodosic bir an bırakılmamalı. Sanırım Ömer Onan savunmasıyla bunalır ama kesinlikle tek kişi yetmeyecektir savunma için.


Turnuva başından beri kesin olan bir şey varsa, o da 12 Dev Adam'ın DEV savunması. Bu savunmayla Slovenya'nın en etkili 2 ismini sahadan silmişken, Sırbistan'ın Teodosic'ini tutamamamız pek olası gözükmüyor. Savunmayı başardığımızda zaten hücum kendiliğinden geliyor (bkz Fransa ve Slovenya maçları, 95'er sayı). Hidayet'in de önceki maçlarda olduğu gibi takımı hücumda yönlendirmesiyle işler tıkırında gider diye bir kanı oluşmuş durumda bende.
Devamını Oku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...