18 Kasım 2010 Perşembe

V for Vendetta (2005) - ....V....aybe!!!


Efendim... Devletlerin ortaya çıkışları ve devamlılıkları konusunda hep bir düşünce halindeyimdir. ''Neden çıkmışlardır? Çıkmasalardı olmaz mıydı? Tamam bir şekilde çıkmışlar madem, ortadan kaldırsak olmaz mı?'' gibi sorularla bu düşünüşü sürekli hale getirmeme rağmen genelde ortaya bir şey çıkmaz. Bu sonuçsuzluğu da her zaman insan doğasının kaypaklığına veririm. Uzun uzadıya sizinle paylaşacak değilim, bu göz nuru alın teri çıkarımlarımı :) Sonuç olarak bu kaypaklığı da, kavramsal olarak, özgürlük ve güvenlik ikilisine dayandıraraktan ortaya güzel bir analiz koyduğumu zannederim.

Her insanın geçmesi gereken bu sorgulama evresine kapı aralaması ve hukuk-adalet, korku-inanç, özgürlük-güvenlik gibi birbirlerinin pekişticileriymiş gibi görünen kavramların aslında birbirlerine alternatif şeyler olduğunu gözler önüne bir kere daha sermesi nedenleriyle V for Vendetta, diğer muadilleri gibi, özel filmler arasına ismini yazdırmıştır nazarımda. ''Matrix'te varoluşla hesaplaşan Wachowski kardeşlerin, bundan sonra nasıl bir yapıma imza atmasını istersin?''deselerdi, sistemle ilgili bir şeyler yapmalarını isterdim sanırım. Bu açıdan da nazarımdaki etkisi daha da artıyor filmin.

Distopik sinemanın özelliği bu. İnsanı alıyor ve derin bir tahayyül cenderesine atıp bir süre orda hapsediyor. Eğer ''distopiğim broo, herhalde kasacam, herhalde anlaşılmazı oynayacam'' tripleriyle takılmayan birileri üstlenmişse bu tür projeleri, bu filmde olduğu gibi, tadından da yenmiyor hani. Atıflar bile yeterli filmin efsane olması için. Her izleyen Sutler'ın Hitler olduğunu anlar herhalde. Tabii bu kadar değil. Fight Club'ın sistem eleştirisinden 1984'ün neredeyse birebir alıntılanan karakter evrilimine kadar bir çok detay sizi itinayla haz manyağı yapıyor.

''Kim olduğun, ne yaptığının yanında önemsizdir'' gibi inanılmaz bir replik sayesinde takıntılı olduğum amel-niyet ikilemine bu filmde de rastlıyoruz, tıpkı Batman Begins gibi. Ona da bir bakmanızı tavsiye ederim bu arada. Mükemmel denilebilecek replikler bu kadar değil tabii. Film üst düzey diyaloglar geçidi gibi. Hepsini alıntılamak, tüm senaryoyu alıntılamakla neredeyse eşit uğraş isteyecektir. Onun için bunu istemeden de olsa gözardı ediyorum.

Filmimizin ismi de çok orjinal. Atıf mekanizmasının en sık kullanıldığı nokta burası sanıyorum filmde. Şahsen bu tür durumlarda sözkonusu orjinalliği her detayda aramak gibi, her detayı sözkonusu orjinalliğe yormak gibi garip bir alışkanlığım vardır. Abimizin geçmişindeki hücre numarasının Roma rakamıyla 5 (V) olması, geçmişinin intikamını (Vendetta) almak istiyor olması, abimizin 'ideal insanı' olmasını sağlayan yan hücre arkadaşının Valerie ismine sahip olması, ''Vi Veri Veniversum Vivus Vici (Yaşarken gerçeğin gücü sayesinde evreni fethettim)'' sözünün filmde çok şey anlatıyor olması, abimizin kuru bir intikam peşinde koşmaktansa insanlara umut verici bir şeyler yapmanın daha mantıklı olduğunu anlamasını sağlayan Evey'e E-Vey diye seslenmesi vs vs vs. Ama şuana kadar hiçbir yerde değinildiğini görmediğim güzel bir sahne var filmde. Valerie'nin, kızarkadaşıyla beraber ilgili durumu ailesine açıklayacak gücü kendisinde bulmasını sağlayan el tutuşma sahnesi. Göz önüne getirin. İki insan yanyana dururken el tutuşurlarsa hangi harf çıkıyor: V. V benim için budur abiler; insanları kendilerince özgür kılacak hareketi yapmasını sağlayan, insani bağlar!!!

Gerçi bizim bu tür yakıştırmalarımızı işlevsiz kılan mükemmel bir diyalog filme damgasını zaten vurmuş durumda. V'nin kendini sunma sahnesi (lütfen okuyun);
V: Voila! in View, a humble Vaudevillian Veteran, cast Vicariously as both Victim and Villain by the Vicissitudes of fate. This Visage, no mere Veneer of Vanity, is it Vestige of the Vox populi, now Vacant, Vanished. However, this Valorous Visitation of a by-gone Vexation, stands Vivified, and has Vowed to Vanquish these Venal and Virulent Vermin Vanguarding Vice and Vouchsafing the Violently Vicious and Voracious Violation of Volition. The only Verdict is Vengeance; a Vendetta, held as a Votive, not in Vain, for the Value and Veracity of such shall one day Vindicate the Vigilant and the Virtuous. Verily, this Vichyssoise of Verbiage Veers most Verbose so let me simply add that it's my Very good honor to meet you, and you may call me V.
E-Vey Hammond: Are you like a crazy person?
V: I'm quite sure they will say so.

Duyguyu vermekte güçlük yaşayan Türkçesi;
V: Voila! Görünüşte kaderin cilvesiyle hem kurbanı hem de suçluyu oynamak zorunda kalan Vasıflı bir Vodvil oyuncusuyum. Gördüğün bu çehre sadece görünüşümün gizlenmesi değil artık Var olmayan, yok olmuş halkın sesinden geriye kalan son izdir de. Ancak, bu geçmişte kalmış, rahatsızlık Veren kişi cesurca geri döndü ve kendini bu Vurguncu ve Vicdansız, aşağılık insanların öncü olduğu ahlaksızlığı, şiddet ve Vahşet kullanmaya ve irade gücünü ihlal etmeye göz yuman kişileri alt etmeye Vakfetti. Yapılacak tek doğru şey, boş yere söylenmeyen, Vaat edilmiş intikam ve kan davasıdır. Çünkü bunun değeri ve doğruluğu bir gün dürüst ve erdemli insanların doğruluğunu kanıtlayacaktır. Velhasıl, bu laf kalabalığı bir laf salatasına dönüşmeye başladı dolayısıyla, kısaca şunu söyleyeyim ki, sizinle tanışmak bir şeref ve bana V diyebilirsiniz.
E-Vey Hammond: Sen deli falan mısın?
V: Eminim onlar benim için öyle derler.

Ve-l hasıl izlemedinizse çok şey kaçırıyorsunuz. İzlemişseniz de tekrar izlemenin keyfini kaçırmayın derim!!!
Devamını Oku

17 Kasım 2010 Çarşamba

More Than Blue (2009) - Ölüm Tamam Da, Ayrılık...


Filmle, bu güzel kapağı sayesinden tanışmıştım geçen sene. Altyazı beklerken ne olduysa kaynayıp gitmiş film. Bayramda şöyle farklı tatlara bi yelken açayım diye bakınırken hatırladım filmi, hatırlamaz olaydım...

Yok yok kötülüğünden değil :) Tamam çok güzel de değil ama 'insanı' can evinden vuran tiplerden. Klasik Güney Kore filmleri gibi başlıyor, öyle de gidiyor uzunca. Fakat sonraları işler değişiyor. Kızdığınız karakterler sevdiğiniz, sevdiğiniz karakterler kızdığınız karakterlere dönüşüyor. Bu belki herkeste bu denli keskince olmayabilir. O konuda iddialı değilim ama pişmanlık kavramını benim gibi irdeleyen insanlardansanız sizi de aynı şeyin beklediğini kolaylıkla söyleyebilirim. Filmle ilgili spoiler verecek değilim ama yazdıkça vermemek için zor tutuyorum kendimi.

Kapaktaki kızımızı (Bo-young Lee) çoğumuz A Dirty Carnival'dan tanıyoruz. Tam da bu rollerin aktristi olduğunu bir kere daha ispatladı nazarımda. Diğer rollerde de sıkıntı yok.

Lakin Güney Kore'nin artık şu çocuksuluğu bırakması lazım sanki. Tabii burda bir şerh koymam lazım. Eğer bu filmlerin çıkmasını o çocuksuluk sağlıyorsa itirazımı geri almaktan ayrıca mutluluk duyarım :)

Neyse daha fazla konuşup spoiler vermeden filmi tavsiye etmiş olayım. 'İnsan'sanız mendil bulundurun yanınızda...

6 / 10
Devamını Oku

16 Kasım 2010 Salı

Bayramımız Mübarek Ola...


Geçtiğimiz bayramın 2. günü açmıştım blogu. Zaman işte su misali...

Herkese sevdikleriyle beraber geçirecekleri şöyle sağlıklı, bol esenlikli, güzel bir bayram dilerim.

Gözünüzü seveyim, arabayla bir yerlere gittiyseniz dönerken dikkatli olun!!!
Devamını Oku

15 Kasım 2010 Pazartesi

CMYLMZ - Soru & Cevap (2010)


Gelmiş geçmiş en komik Türk'tür Cem Yılmaz benim için. Gerçi son yıllarda sinemaya bulaştıktan sonra, o saf (katışıksız) güldürücülük özelliği zayıflasa da bir çoğumuzun gözünde, hala 1 numaradır Cem Yılmaz. Hani hep derler ya 'o mu bu mu şu mu' diye. 'Nasıl ya? Cem Yılmaz varken diğerlerine ne gerenk var ki?' tonundayımdır hep bunlar söylendiğinde. Özellikle son zamanlarda Şahan Gökbakar'la kıyaslanması vs bir hayli rencide ediyor beni :)

Kendisinin sinemayla yaşamaya başlamasından sonra, onu tanımamızı sağlayan Stand Uplarına uzunca bir ara vermişti Cem Yılmaz. Taa ki 2008 yılında çıkan CMYLMZ'ye kadar. 3 saate varan abartısız kahkaha tufanıydı bence. Tamam hala o ilk showlarından kalma esprileri vardı. Ama ne olacak ki? Bir espirinin 1 kullanımlık olduğu hangi Stand up el kitabında yazıyor?

Bu seferki 2008'deki gibi değil. Adı üzerinde soru-cevap üzerine kurgulanmış bir şey. Hatta kurgulanmış demek bile yanlış. Bildiğin soru-cevap. Hani üniversite gençleriyle yapılan traji-komik tv programları var ya, onun sadece komik olanı. Üniversite gençliğinin defosu daha az çıkmış en azından...

Çevremden edindiğim kadarıyla birkaç grupta toplanmış eleştiriler. Adam yapmış abi diyenler, işte normal gibi diyenler, hep eski espriler diyenler ve bu sonuncusunu biraz abartıp 'ayy buna mı komik diyorsunuz ''elmacık kemiğim hiç kıpırdamadı bilenem'', ''en fazla 3 kere güldüm'', ''5 kere sırıttım'', ''2 kere gülümseyip 1 tane kahkaha attım toplamda'' gibi garip kasmavari söylem geliştirenler vee hak verdiğim küfürün topuzunu kaçırdığını söyleyenler... Ben idare eder diyorum. Eğlenerek izledim. İzledikten sonra diğer tüm Cem Yılmaz yapımları gibi bu da monitörümün sağ alt köşesinde akıp duruyor kendince.

Haberi olmayanlara duyurmuş, haberi olanlara da yüksek beklentiyle izlemelerini söylemiş olalım...
Devamını Oku

13 Kasım 2010 Cumartesi

Darfur (2009) - İnsanlar Ölüyor Millet!!!


İnsanlık çok büyük felaketlerle karşılaştı tarih boyunca. Ama hiçbir coğrafya Afrika kadar istikrarlı değildi yoksunluk konusunda. Şöyle bir arkaya bakınca siyasal bilimlerle uğraşmamda en büyük paylardan biri de Afrika diyorum şimdi. Nasıl olmasın ki? Televizyondan izlemek bazen yetmiyor insana... Bu sebepten Afrika'nın yeri başkadır bende.

2008 yılında kısa zamanlı çalıştığım bir kurumun, 'kısa vadede çözümü imkansız siyasi sorun/sorunlar yumağı haline gelmiş ülkeler'le ilgili saha projesi vardı. Ben hemen Afrika'yı kapmıştım. Şansıma gitmeyi istediğim ülkelerden Sierra Leone gelmişti. Uçaktayken uyuduğumdan mıdır bilmem, şehre doğru giderken bu farklı coğrafya çok etkilemişti beni. Masmavi bir gökyüzü ve altında çarşaf gibi serili duran kiremit rengi çöl... İnsana değişik duygular tattırıyor. Bu görüntü uzadıkça tüm coğrafyanın böyle olduğunu sanıyorsunuz haliyle. Biraz sonra ilerde beliren gür ve yemyeşil orman bir şok daha yaratıyor ve başlıyorsunuz heybedeki bilgilerle düşünmeye; bu cennetimsi yerin adeta kader haline gelmiş bu yaşam tarzının sebebi ne olabilir?

Cevap aslında çok net değil mi? Hele de biraz siyasal bilgilerle içli dışlıysanız yapın şöyle ortaya karışık bir analiz, değmeyin keyfinize sonra. Ama öyle olmuyor. Çözümsüzlük bu denli ortadayken hiçbir işe yaramayacağını bildiğiniz tanıları koymanın dayanılmaz ağırlığı çöküyor üstünüze. Ve kala kalıyorsunuz öylece...

İçinde milyonlarca insanın yaşadığı mülteci kampları, en ufak erzak yardımını görünce deliye dönen köy ahalileri, ot evler, insanların içlerinde gıdım kötülük olmadığının ispatı o masum gözler... Afrika başka arkadaşlar. Uzaktan anlaşılmıyor...

Bu film de son felaketlerden Darfur'u konu edinmiş. Sırf bu sebeple bile saygı duyulası bir film benim için. Tabii Darfur konusuna da biraz değinmek gerekebilir ama çok niyetli değilim. Dışarıdan bakılınca müslümanların (Janjaweed) başka müslümanları katletmesi gibi bir imaj söz konusu. Film de bu kanaldan ilerlemiş. Filmle ilgili tek itirazım budur ama bu insanlık krizine değinmiş olması bile bu önemli detayı atlamama sebep oluyor.

Filmin başındaki Uwe Boll, benim için bal yapmayan arıdır. Son 8 senede 20 civarında film yapmıştır kesin. O derece çalışkan biri. Ama ele avuca gelen projesine rastlamadım henüz. İşte bu filmle gözüme girdi kerata. O kadar projeye imza atacağına çek şöyle 3-4 film diyesi geliyor insanın ama 'sinema işte!'. Billy Zane önderliğinde, isimleri duyulmakla duyulmamak arasında gidip gelen bir oyuncu kadrosu var filmde. Daha çok ünlü oyuncular rol alır umarım bu tip filmlerde.

İzlerken tek sıkıntım alt yazıydı. En kısa zamanda daha güzel bir alt yazı gelir umarım diyerek filmi izlemenizi önereyim ve huzurdan affımı isteyeyim...
Devamını Oku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...