18 Eylül 2012 Salı

The General (1926) & The Deer Hunter (1978)


19. yüzyılın ikinci yarısına dair bir tarih filmi. Dönem çok bariz olduğundan savaşa vesaire girmek gereksiz sanırım. O yüzden sadece Buster Keaton üzerinden gidelim biz.

Nasıl bir adamdır bu Buster Keaton, anlayamıyorum. Yıl daha 1920'ler ama adamdaki akrobasi yeteneği nasıl bu kadar gelişmiş durumda, anlamak mümkün değil. O hareket halindeki arabaların, bisikletlerin, hatta trenlerin üstünde yaptığı bu hareketler vs. Gerçekten hayran kalmamak elde değil. Sırf bu merakımı gidermek için ara ara açar izlerim rastgele bir Buster Keaton filmi ve asla şaşkınlığım gram bile azalmaz. Hani tamam efekt filan olsa anlarım da, yıllar daha 20'ler :)

Devamını Oku

3 Eylül 2012 Pazartesi

The Debt (2010) & Die Welle (2008)


The Debt, casus filmlerinin esaslıları familyasına aday olma hevesiyle çıkmış yola belli ki. İyi de yapmış. Öyle atlayalım zıplayalım, bu operasyonu kazanalım havaları bir yerden sonra çekilmez oluyor. Bu açıdan artı algı verdiğini hemen belirtmek lazım.

Devamını Oku

2 Eylül 2012 Pazar

Sunset Blvd. (1950) & Detachment (2011)


Hayatımın filmlerinden diyebilirim Sunset Bulvarı'na. İlk izlediğim klasiklerdendi ve izler izlemez büyük bir merak başladı bu tür filmlere karşı. İzleyeli olmuştur bir 15 sene ama o kadar vefalıyımdır ki daha bu ikinci izleyişim oldu. Allah beni kahretmesin emi :)

Devamını Oku

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Çınar Ağacı (2011) & Bizim Aile (1975)


Türk filmlerini neden pek izlemediğimi bir kere daha hatırlamama sebep olduğu için işe yarayan filmlerden diyebilirim. Söylem belli. Zaten filmin ismi ve hemen daha ilk dakikadan belli olan bir söylem bu, analar-babalar bizdendir, saygıda kusur etmemelidir, akıllı olmak lazımdır vs vs. Tersini düşünen veya amalı konuşacak insan, insan değildir ama gerekli de böyle söylemli filmler. Sorun burada değil. Tamam çek böyle filmler ama lütfen eli yüzü düzgün senaryolarla yapıver. Hani birkaç sahne var ki, insan yarıda mı bıraksam acaba, diye düşünüyor...

Devamını Oku

12 Ağustos 2012 Pazar

Mad Max 2: The Road Warrior (1981) & Scent of a Woman (1992)


Mad Max serisinin genel görüşe göre en iyi filmi. Gerçi ben ilk filmi daha derli toplu bulurum ama bu biraz daha film gibi. İlkinin hem gelişimi hem de karakter kıtlığı olayı biraz ortada bırakıyor. Mesela bu filmde ilkindeki gibi bir kötü adamımız yok. Belki daha psikopat bu seferki kötü adam(lar) ama ilk filmdeki gerilimi yaşatmıyor(lar).

Yaratılan dünya yine hayran bırakıyor kendine. Ki ilk filmdeki dünya hepten coşmuştur bu sefer. Daha kıyamet sonrası, daha bir karanlık, daha daha tartılamaz bir zaman. Petrol savaşlarının iyice ayyuka çıkması, filmin üzerinde yürüdüğü yegane mevzu. Bu açıdan biraz saygınlık kazanıyor ama bunun yanına koyamadığı yan hikayelerle üst bir film olma şansını kaçırıyor Mad Max 2.

Devamını Oku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...