2001 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2001 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2012 Cuma

The Dark Knight (2008) & Monster's Ball (2001)


The Dark Knight Rises öncesi ilk iki filme yeniden tekrar yapmış oldum böylelikle. Üzerine kısa bir şeyler söylemek gerçekten çok zor. Sinema nedir, nasıldır gibi sorulara cevap verme hüviyeti tam manada olmasa da, ya da bu tür bir film olmasa da (bu tip bir iddiası ve konsepti yok manasında), inanılmaz/enfes/kusursuz bir yapım The Dark Knight.

Oyunculukları bile yeterli, filmi övmeye bitirememek için ama filmin en zayıf noktası oluyor oyunculukları. Tabi Joker'e hayat veren Heath Ledger dışında. Bu abi bu filmle beraber, sinema tarihine geçti kolaylıkla. Başarılı ifadesi, en basit ifadeyle, haksızlık olur performansını tarif ederken.

Devamını Oku

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Waking Life (2001) - Hayata Mı Uyansak Ki


Bu sabah her zamankinden biraz daha farklı uyandım. Etkisinde kalınan rüyalardan birinin ertesinde uyandığım tüm sabahlardan pek de farkı yoktu esasında.

Survivor temelliydi rüyam. Yeni bir bilgisayar oyununa bizzat isteyerek girmiştim ve sanal bir gerçeklik oluşmuştu gündelik hayat sahnemde. Rüya bir hayli uzun, girmeyelim şimdilik ama sonuç itibariyle peşimdeki cyborgları alt ettim demiş olayım. Hele bir tanesi vardı ki, bırakın alt etmeyi, kendisinden kaçmak bile büyük başarı :)

Devamını Oku

26 Şubat 2012 Pazar

The Jar: A Tale from the East (2001) | Suriye'den

Sinema ile o kadar içli dışlı olmama rağmen hiç tam anlamıyla bir Suriye filmi izlememiştim. Benden kaynaklanmıyor bu durum. Ne yazık ki, İslam dünyasının kanayan yaralarından olan sinemasızlık, Suriye'de de kendini gösteriyor. Dünyaya açılmış bir İslam sinemasından nasıl bahsedemiyorsak (sayılırsa İran dışında), Suriye sinemasından da bahsetmek imkansız gibi. Gerçi yerel bazda pek çok sima kazandırmıştır sinema dünyasına Suriye ama film bazında ne yazık ki yok durumdalar dünyada.
Devamını Oku

25 Eylül 2011 Pazar

24 (2001-2010) - Biri Aksiyon Dizisi Mi Dedi?


Uzun uzadıya diziyi anlatacak değilim. Zaten bilen biliyordur dizinin konseptini, cinsini, türevini...

Geçtiğimiz haziran ayında, yıllardır ısrarlı bir şekilde izlemediğim bu diziyi sonunda aradan çıkarmaya niyetlendim. Gerçi kaç defa niyet ettim hatırlamıyorum bile. Her dizi bitişinde bir şekilde önümde duruyordu. Dizi devam ederken de izlememek için nedensiz bir sebebim vardı. Açıklayamıyorum ama sanırım o zamanlar bu süper gücü olmayan süper kahraman olaylarına fazlasıyla uzaktım. Bu tanıma Jack Bauer'den de fazla uyan eleman yoktu o zamanlar. İşte böyle yıllar geldi geçti ama artık en son The Event kazasından sonra, aksiyon çekti canım. Yılların getirdiği aşinalığın da yardımıyla bir çırpıda başladım bu sefer 24'e.

Öncelikle şunu söylemem lazım. 24 inanılmaz bir dizi. İzleyen-izlemeyen herkesin bildiği formatı, ciddi biçimde etkileyici. Bir dizi düşünün ki, tüm sezonu bir (1) günü anlatsın. Ve bunu inanılmaz biçimde akıcı yapsın. Düşünebiliyor musunuz, her bölüm sadece 60 dakikayı anlatıyor. Gerçek zamanlı derdik ama izlemeden anlaşılmıyormuş. İzlemeden, okumadan, görmeden, duymadan biliyorum dememek lazımmış :)

İlk sezonu bitirdikten sonra 3.5 aylık bir ara verdim diziye. Sonra 2. sezonu izlemeye başladım ve şuan itibariyle 2. sezonu bitirmiş bulunuyorum. 3.5 ay ara vermemin tek nedeni, yorgunluktu. Dizi inanılmaz tempolu ve tüm sezon aynen devam ediyor bu tempo. Hatta artarak... İlk sezonu izlerken ciddi manada yoruldum. Sonra 2. sezona başladım ve fark ettim ki bu diziyi haftalık olarak izlememek iyi bir kararmış. Haftaya ki bölümü beklemek ölüm olurdu kesinlikle.

Bunu söylerlerdi de inanmazdım. Siz de bana inanmazsanız buyrun izleyin. Ama dediğim gibi aralara 3 ay hadi olmadı en az 2 aylık aralar atın. 3. sezonu ocak gibi izlemeyi düşünüyorum. Anca atarım bu etkiyi.

Dizinin her bir şeyi olan Kiefer Sutherland, resmen döktürüyor. Zaten iyi oyuncudur ama şu izlediğim 48 bölümlük performansı gerçekten üst düzey. Daha ileriki sezonlarda aldığı ödülleri de düşününce bu performansının daha da artacağı kesin gibi. Bu abinin eline silah feci yakışıyor. Şimdi 24'ten bahsediyoruz. Elisha Cuthbert'ten bahsetmemek olmaz. Sanırım ki bu dizi sayesinde kazandı Hollywood bu ismi. O da üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor şimdilik. Bakalım önümüzdeki sezonlarda varlığı ve yokluğu ne katıp ne götürecek...

Bu arada dizi 8 sezon! Biteceğini de sanmıyorum bu hızla ama bakalım... Şöyle hareketli bir dizi arıyorsanız tek geçerim. Durduğunuz kabahat, aramayın başka dizi filan :)
Devamını Oku

6 Şubat 2011 Pazar

Amelie (2001) - Bu Nasıl Filmdir Yaa Huu?


İnsan doğası gereği abartmaçtır. Söylemleri ve eylemleri ne kadar farklıysa(!) kendi bilişsel dünyasında o derece tatmin olur. Ve kabul edelim ki diğer insanların nazarında -sizin lehinize- hiç de azımsanmayacak olumlu katkılar yapar bu durum. Basit anlatımlar kesmez bizi. Var olanı, allandıra pullandıra anlatalım derken, var olduğundan farklı bir formata sokmadan ağzımızdan çıkaramayız bir türlü. Benim nazarımda Amelie'yi farklı kılan belki de en önemli faktör burada devreye girdi. Hem de henüz filmin açılış sahnesinde. Biliyorsunuz spoilersiz yazıyorum film yazılarını ama filmin başı olduğundan spoiler sayılmaz diyerekten giriş kısmını alıntılamak istiyorum. Şöyle başlıyor film; ''3 Eylül 1973'te saat 6'yı 28 dakika 32 saniye geçe, dakikada 14.670 kez kanat çırpabilen, mavi bir sinek Monmartre'da, St. Vincent sokağına kondu. Aynı saniyede bir restoranın terasında masa örtüsünün altından süzülen rüzgarla dans eden bardakları kimse fark etmiyordu. Yine aynı anda, 9'uncu bölgede Trudaine caddesi 28 numaranın 5'inci katında Eugene Coliere, en iyi arkadaşı Emile Maginot'nun cenazesinden döndükten sonra ismini adres defterinden sildi. Aynı anda Raphael Poulain'e ait olan bir X kromozomlu sperm Amandine Fouet Poulain'e ait olan bir yumurtayı dölledi. Dokuz ay sonra Amelie Poulain doğdu.''

O kadar yalın, o kadar basit şeyler ki bunlar: hepimizin süslemekten harap düştüğümüz basit yaşamlarımızın atom parçacıkları ve her an olmakta olan şeyler... Özellikle bardakların dans etmesine kimsenin şahit olmaması durumuna ayrıca dikkat çekmek isterim. Üzerine uzun uzadıya düşünülesi şeyler. Bence filmi izleyin ve bu tahayyül fırsatını kaçırmayın.

Film her şeyden önce kesinlikle ezber bozan familyasından. Daha önce izlediğim Big Fish ve Pan's Labyrinth gibi bu film de bazı insanların bozulmamış özlerini konu ediyor. Bir başka deyişle büyüdükçe içinde yaşadığımız toplumların bizlere dayattıkları kurallar manzumesine, fütursuzca isyan bayrağını açan o şanlı kişilik neferlerini. Bunu yaparlarken, belki de sinemayla gerçek hayatlarımızın en fazla kesiştiği alanı kullanıyor bu tür filmler: masalı.
Hangimiz küçükken algıladığımız her şeyin, tamamen bizimle alakalı şeyler olduğunu düşünmedi ki? Tüm dünya bizi izlemiyor muydu? En sevdiğimiz yakınlarımızın başına kötü bir şey geldiğinde hangimiz kendimizi sorumlu hissetmedi? Buna en iyi örnek örnek boşanan aile çocuklarıdır sanırım. Allah kimsenin başına vermesin, hep kendilerini suçlamazlar mı bu tip çocuklar?

Yıllar geçtikçe birçoğumuz atlatır bunları. Dünyayı bizden bağımsız algılamaya başlarız. Periler-sihirler yoktur artık, büyü bozulmuştur. Çünkü bilinçlenmişizdir! Belki de dünyanın son yıllarda neden bu kadar çirkinleştiğinin cevabı o kadar da uzakta değildir. Belki bilinç adı altında keskin bir bilinçsizlik, sonsuz bir sorumsuzluk pompalanıyordur dimağlarımıza. Sözle büyüdün deyip üstümüzden tüm sorumluluğu alan bu yüzyıl söyleminin az(!) da olsa kabahati yok mu, günümüz çıkmazlarının oluşumunda?

Çok gariptir büyümek denen şey. En ufak aksaklığı bile kendinden bilip düzelmesi için kendince elinden geleni ardına koymayan çocuklar, büyüdüklerinde bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı olurlar. Bu değişime, garipten farklı yapabileceğim tek tanım hazin oluyor bu durumda. Gerçekten de çok dramatik şu büyümek denen şey. Film bunları çağrıştırdı bendenize. Bu açıdan bakınca var olan noksanları bile tuzla buz oluyor Amelie'nin.

Filmin yönetmeni ve senaristlerinden Jean-Pierre Jeunet'in izlediğim ilk filmi oldu Amelie. Biran önce diğer filmlerini de izlemek için can atıyorum. Film bittikten sonra cast akarken ayaklarım hala havalardaydı, o derece sevdim filmi. Eline-koluna-aklına sağlık Jean'ım smile.gif
Filmin müzikleri ise efsane. Bazı filmler vardır müzikleri olmamış olsalardı, kendileri de olmazlardı. Bu film kesinlikle onlardan. Hepimizin bildiğini varsaydığım JY Suis Jamias Alle melodisi filme inanılmaz ruh katmış. Her sahneyle neredeyse özdeşin kralını kurmuş. Filmi izlerken masalımsı anlatım bir yandan, bu mükemmel müzik bir yandan var güçleriyle içinizi kıpır kıpır ettiriyorlar. Filmi izlemek de şart değil, hemen dinleyin bu melodiyi. Ben şahsen filmi henüz yeni izleyebildim ama Yann Tiersen'in müdavimlerindenimdir. Hatta kötü bir anımız da var şahs-ı manevileriyle. Lise sondaydım. İstanbul Film Festivali çatısında Yann Tiersen konser verecekti. Bilete param yetmeyince, bileti olanları yoklamaya başladım. Yoklama dediysem bildiğiniz taciz smile.gif Uzun uğraşlar sonucunda normal bilet parasının yarısına, gidemeyecek bir arkadaştan aldım biletini. Heyecanlı heyecanlı konser tarihini beklemeye koyulduk. Hatta daha lise çocuğu olmamıza rağmen İstanbul'dan ev de ayarladık o gece kalmak için. Ama gelgelelim konser iptal oldu. Buna rağmen hiç kızmamışımdır Yann'a, sırf bu gibi bir melodiyi insanlığa kazandırdığı için. Abartmak kötüydü değil mi biggrin.gif

Bir de değinmezsen çatlayacağım şu mevzu var. Sagopa'nın Romantizma albümündeki Baatıl Rhyme parçasının sonundaki skit bu filmdenmiş meğer. İzlerken ağzım kulaklarıma vardı duyunca. İlgili skit şöyleydi: ''Aaah evet evet bu sözcüğü seviyorum; başarısız? İnsanın kaderi bu? Başarısızlıktan başarısızlığa? Basit bir taslaktan öteye gidemezsin? Hayat asla sahnelemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret.''

Ve-l hasıl izleyin abiler/ablalar bu filmi. İzleyin ve önceliği en yakınlarınıza vermek kaydıyla izletin. Hani ''bu notu 7 kişiye dağıtmazsan öl-geber-yok ol'' tipli metinler var ya. Onun gibi olsun bu film. Hadi 7 değil de 1 olsun ama illa yayın. Yaymayan sinemadan zevk alamasın tamam mı biggrin.gif
Devamını Oku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...